Tüm Türkiye nefesini tuttu, ekranlara kilitlendi. Cüneyt Çakır, "Allahım bize yardım et. Bütün Türkiye dualarıyla bizim arkamızda. Çalışmalarımızın karşılığını ver" diyerek ilk düdüğü çaldı. 40 yıl aradan sonra bir Türk hakeminin düdüğü okyanus ötesinden Türkiye'ye ulaştı. Cüneyt Çakır ile yardımcıları Bahattin Duran ve Tarık Ongun için tüm Türkiye aynı şeyi hissetti; gurur, heyecan ve mutluluk...

FUTBOLU ÇOK SEVEN ve HAKEMLİĞE AŞIK BİRİ

10 yaşından beri hayatı futbol. Kartalspor alt yapısında futbola başladı. 17 yaşımda bir sakatlık geçirdi ve futbolu bıraktı. sonrasını şöyle anlatıyor Çakır; "Belki de benim için hayatımın en kritik zamanlarından biriydi. Futbolu çok seven hakemliğe aşık bir çocuk olarak büyüdüm. Kendimi bildim bileli futbolla iç içeyim. Sabah kalkıyorum futbolla, akşam yatağa giriyorum futbolla. Futbol bir aşk, bir tutku benim için"

Babası Serdar Çakır, eski bir hakem ve Merkez Hakem Kurulu eski asbaşkanlarından. Cüneyt Çakır, kendisine futbolu ve hakemliği sevdiren kişinin babası olduğunu her fırsatta dile getiriyor. "Daha hakem değilken onun sayesinde bir çok güzel ve özel insanlar tanıdım. Annemin de büyük etkisi var. Ben futbol mu oynasam, hakemliğe mi başlasam diye tereddütteyken annem bana 'mutlaka sen hakem olmalısın. Ben seni Dünya Kupası'nda görüyorum' demişti. Biz annemizi gayri resmi gözlemci olarak gördük. Kız kardeşimi de unutmamak lazım".

"HAYATIMI SÜRDÜRMEK İÇİN ÇALIŞMAM LAZIM"

-Hakemlik dışında asıl mesleğiniz nedir?

Hakemlik bizim için profesyonel değil amatör bir iş. Bir hobi ama ben hakemliği, yani amatör olan bir işi profesyonel olarak yaşayan biriyim. Benim önceliğim hakemlik, benim hayatım hakemlik, benim yaşamım futbol. Hayatın güzelliklerini de asla kaçırmıyorum, kendime fırsatlar yaratmaya çalışırım. Fakat bunların yanında aynı şekilde hayatımı sürdürmem için de çalışmam gerekiyor. Kocaeli Üniversitesi İşletme mezunuyum. 12 yıldır bir sigorta acentem var. Çok gitmeye imkanım olmuyor ama işime saygı duyuyorum ve seviyorum. Hakemlikten arta kalan zamanlarımda mutlaka ordayım. Ortağım var sağ olsun her şeye o koşturuyor."

-Futbol oynamayı bırakmasaydınız hakemlikte yakaladığınız başarıyı futbolcu olarak da elde eder miydiniz?

Bu konu da hiç mütevazi olmam. En iyi şekilde elde ederdim. Kendi aramızda eski futbolcu ağabeylerimizle yaptığımız maçlardan dolayı gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Onlar çok iyi biliyorlar.

-Mevkiniz neydi?

Forvet

"MASA TENİSİNDE DE ÜLKEMİZİ TEMSİL ETTİK"

-Futbol dışında ilgi duyduğunuz spor var mı?

Basketbol ve masa tenisi. Basketbolu izlemekten çok zevk alıyorum. NBA ligini çok sık takip ederim. Masa tenisini oynamayı daha çok seviyorum. Turnuvalara gittiğimiz zaman diğer ülke hakemleriyle mutlaka maçlar yaparız. Kendi aramızda turnuvalar düzenleriz. Başarılarımız var. Orada da ülkemizi çok güzel temsil ediyoruz.

-Bildiğiniz yabancı diller var mı?

İngilizce biliyorum. Önümüzdeki Avrupa Şampiyonası'nın Fransa'da ve Dünya Kupası'nın da Rusya'da olmasından dolayı Fransızca ve Rusça öğrenmek istiyorum. Çalışmalara şimdiden başladım.

"EN İYİ HAKEMLER 'BEN İYİYİM' DEMEDİ"

-İyi bir hakem olabilmek için kendinizi nasıl yetiştirdiniz?

Herhalde en büyük ve en önemli kelimelerden birisi çalışmak. Hep kendimi bir ileriye nasıl götürebilirimin peşinde gittim. Herkesten bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Hala daha öğreniyorum, öğrenmenin yaşı yoktur. Bu iş 45 yaşına kadar yapılıyor. Allah sağlık verirse, sakatlık vermezse yapabildiğim süre zarfında da hep bir şeyler öğrenmeye çalışacağım. Örneğin, son dünya kupasında dünyanın en iyi hakemleri vardı ama hiç kimse "ben en iyiyim" demiyordu. Herkes birbirinden bir şeyler öğrenmeye çalışıyordu.

-45 yaşında hakemlikten emekli olunuyor dediniz. O zaman hayatınız çok boş kalacak, bir planınız var mı ?

Daha uzun yıllar olmasına rağmen hakemliğim bittiği zaman çok farklı duyguların içinde olabileceğimi söyleyebilirim. Önümde bununla ilgili çok örnek var. Fakat sonuçta bu camianın içinden ayrılmak istemiyorum. Türkiye'de, UEFA'da veya FİFA'da görev alıp genç hakem arkadaşları yetiştirmek, onlara bilgilerimi aktarmak isterim. Şu anda tek konsantrem hakemlik, önümde 7 sezon var.

-Genç hakemlere ne söylemek istersiniz?

Sabretsinler, planlı ve programlı bir şekilde çalışsınlar. Mutlaka başarı gelecektir. Eğer çalışırlarsa istedikleri hedeflere ulaşırlar. Fiziksel olarak bir kere fit olmak zorundasınız, çok iyi kondisyonunuz olmak zorunda. Bunun için antrenman yapmak zorundasınız. Kural bilginizin çok iyi olması lazım, devamlı kural kitabını okumalısınız. Talimatları ve değişiklikleri takip etmelisiniz. Bence en önemlisi maç izlemek. Sadece maçı değil hakemi de izlemeliler.

-Siz ne kadar maç izliyorsunuz?

Haftada hemen hemen 15 maç izlerim.

-Günde kaç kilometre koşuyorsunuz?

Bir antrenmanız normalde 4 - 5 kilometre tutuyor. Ama ne kadar çok kilometre kat ettiğinizden ziyade o antrenmanı nasıl verimli geçirdiğiniz önemli. Her güne farklı bir antrenmanımız var.



"ÖZEL PROGRAM GELİYOR"

-Antrenman programınızı kendiniz mi belirliyorsunuz?

Dünya Kupası sürecinden dolayı son 2 yıl içerisinde FİFA'dan özel olarak gelen antrenman programını uyguladık. Şimdi önümüzde 2016 Avrupa Şampiyonası var. Bu süreç zarfında da özel olarak UEFA'dan gelen antrenman programını uygulayacağım. Fakat bu programları uygularken antrenmanlarımı her zaman Sayın Ali Kızılet ve Sayın Tuğba Kızılet Bozdoğan eşliğinde yapıyorum. Yaptığım her antrenman sonrası bütün detayları günü gününe UEFA ve FiFA'ya yolluyoruz.

"HİÇ BASKI HİSSETMEDİM"

-Ününüz artıp daha tanınan bir hakem oldukça üzerinizde baskı hissetmeye başladınız mı?

Hiçbir zaman baskı olmadı ve hiçbir baskı hissetmiyorum. Çünkü ben futbolu bir keyif olarak görüyorum. Sonuçta bu bir spor herkesin de bunu böyle görmesi lazım. Bir şekilde baskı hissederseniz bu sizin başarınızı etkiler. Maçlara tam hazırlanarak çıktığınız zaman kendinize daha fazla güveniniz olur ve baskı hissetmezsiniz.

"YURT İÇİNDE TARAF OLUNUYOR"

-Türk hakemlerinin uluslararası arenada çok iyi maçlar yönettikleri biliniyor ama aynı hakemler yurt içinde maç yönettiklerinde ise çok fazla tepki alıyor, bunu neye bağlıyorsunuz?

Sadece bizim ligimizde değil dünyadaki bütün liglerde aynı eleştiriler oluyor. Biz bir turnuvaya gittiğimiz zaman milli takım gibi ülkemizi temsil ediyoruz. Bu son kupada milli takımız yoktu. Bundan önceki büyük kupada da yoktu. İnsanlar bizi orada milli takım gibi görüyorlar. Yaptığımız ufak tefek hataları görmezden geliyorlar çünkü onların duaları ve bütün destekleri bizimle oluyor. Başarılı olmamızı istiyorlar. Fakat yurt içinde bir taraf oluyorlar. Bu yüzden yaptığımız doğruları da yanlış olarak görüyorlar. Bütün fark bundan kaynaklanıyor. Bizim burada yönettiğimiz her maç UEFA ve FİFA tarafından adım adım takip ediliyor. Hiç kimse sizi bir sezonda Avrupa'da yönettiğiniz 8 tane maçla Dünya Kupasına, Avrupa Şampiyonasına yollamaz.

-Türkiye'deki derbilerle yurt dışındaki önemli maçlara hazırlanışınız farklı mı olur?

Sadece derbiler değil PTT 1. Lig maçı olabilir, Şampiyonlar Ligi maçı veya Dünya kupası maçı olabilir... Cüneyt Çakır her maça aynı ciddiyetle ve sorumlulukla hazırlanır. Biz hep diyoruz ya "hakemler olarak saygı görmek istiyoruz." Saygı görmek istiyorsanız önce saygıyı göstereceksiniz. Yönettiğiniz her maç birilerinin finali olabilir. Her maça aynı ciddiyetle hazırlanmak gerekir.

"FUTBOL BİR HATA OYUNUDUR"

-Yönettiğiniz maçlar içerisinde pişman olduğunuz karar oldu mu ?

Maç içerisinde olmaz çünkü o an verdiğiniz kararların doğru olduğuna inanırsınız. Tabii ki hatalarımız oluyor. Futbol bir hata oyunudur. Maçlardan sonra MHK üyeleriyle beraber maçlarımızı inceler, analizler yaparız. Hatalarımız sonrası çok üzülmek bir çözüm değildir. Önemli olan hatalardan ders çıkarıp bir daha aynı hatayı tekrarlamamaktır.

"GENÇ HAKEMLERE YOL AÇTIK"

-Dünya Kupasındaki başarınızın sizce ülkemize nasıl bir katkısı oldu?

Türk hakemi 40 yıldır böylesine üst düzey bir organizasyonda temsil edilmiyordu. Biz 40 yıl sonra ilki gerçekleştirdik. 2 grup maçı 1 yarı final mücadelesinde görev alarak Türk hakemlerinin geldiği noktayı bütün dünyaya göstermiş olduk. Ve en önemlisi de genç hakem arkadaşlara bir yol açtık. Onları cesaretlendirdik, onlara neler yapabileceklerini gösterdik.

-Dünya Kupasındaki duygularınızdan biraz bahseder misiniz?

Büyük bir heyecan ve gurur vardı. Ülkemizi temsil etmenin verdiği ayrı bir duygu. 70 milyonun duaları var. Tanımadığım binlerce kişiden mesajlar aldım. Benim için asla unutulmayacak şeyler. İnanılmaz duygular yaşadık 45 gün süresince.

Sorumlulukta var üzerinizde...

Kesinlikle. Çünkü biz orada ülkemizi temsil ediyoruz. Maç öncesi sahada ısınmamızı yaparken Türk bayrakları gördük tribünlerde. İnanılmaz bir duygu, tüyleriniz diken diken oluyor. Bundan daha önce yönettiğimiz 2010 yılındaki Şampiyonlar Ligi maçından örnek vermek istiyorum; Almanya'da oynanan Werder Bremen - İnter maçıydı. Isınmamızı bitirmiştik kale arkası tribünde sayıları 500 ile bin arasında bir Türk grup vardı. Soyunma odasından koridora doğru giderken hep beraber Türk bayraklarını açıp bizim ismimizi söylüyorlardı. Aynı şekilde de 2012 Avrupa Şampiyonası yarı finalinde de Portekiz - İspanya maçında, ben oyunu başlatmadan önce yardımcı hakemlerimden 'tamam' işareti alıyorum. Bahattin Duran'a döndüm 'ok' işareti aldım. Öbür köşedeki Tarık Ongun'a döndüm bir anda kaldım. Tarık'ın arkasında bir grup vardı hepsi Türk bayrağı sallıyorlardı. İnanılmaz bir duyguydu bu. Büyük bir sorumluluk bunlar.

-Heyecanınızı maça hiç yansıtmıyorsunuz...

Maç başladıktan sonra bütün heyecanınız yok oluyor. Her şey maç başlayana kadar. İlk düdükten sonra sonra düşündüğümüz tek şey oyuna konsantre olmak.

"ALLAHIM BİZE YARDIM ET"

-Yarı final maçında düdüğü çalmadan önce ne düşündünüz?

Herkes yerindeydi ben yandan gelecek işareti bekliyordum. 15 saniye kala maçın delegesi elini kaldırıyor. 10 saniye kala yine başka bir işaretle haber veriyor. O, 'son 10 saniye' dediği zaman benim tek düşündüğüm şey şuydu; "Allahım bize yardım et. Bütün Türkiye dualarıyla bizim arkamızda. Çalışmalarımızın karşılığını ver."

-Maçtan çıkınca ilk kiminle konuştunuz?

Maça çıkmadan önce de maçtan sonra da ilk önce ailemle konuşurum onların hayır dualarını alırım. Bu maçtan önce de sonra da farklı bir şey olmadı. Maçtan önce hayır dualarını aldım, maçtan sonra da ilk onların sesini duydum.

"İYİ NİYETLİ YAKLAŞIM OLURDU"

-Final maçının size verileceğini düşündünüz mü?

Hiç kimse 40 yıl sonra turnuvaya katılmış bir hakeme "gel de final yönet" demez. Bu çok iyi niyetli bir yaklaşım olur. Yapabileceğimizin en iyisini yaptık. Bir hakem için beklentiye girmek çok yanlış bir şey. Biz hep önümüzdeki maçı en iyi şekilde yönetmek istedik. Bizim hedefimiz gruplardaki ilk maçımızı iyi yönetip 2. maçı almaktı. Onu başardıktan sonra gerisinin geleceğini zaten biliyorduk. Bundan sonraki Avrupa ve Şampiyonlar Ligi için de büyük bir referans olacak bu.

-Bundan sonraki hedefiniz nedir ?

Üst düzey turnuvalarda ve finallerde görev yapmak. Bayrağımızı buralara kadar çıkarttık, bundan sonra ki amacımız buralarda tutmak. Bayrağı genç arkadaşlara teslim ettiğimiz zamanda en yüksek yerde vermek istiyoruz. Önümüzde 2016 Avrupa Şampiyonası var. Benim ve ekibimin en büyük hedefi 2016 Avrupa Şampiyonası'nda yer almak.

-Dünya Kupası'nda kullanılan yeni teknolojiler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Zamanımızda teknolojiye hayır demek çılgınlık olur. Hakemliği ve futbolu ileri götürecek yeniliğe ve fikirlere açığız. Gol teknolojisi ve sprey boyanın çok başarılı olduğunu düşünüyorum. Geride kalan 19 Dünya Kupası turnuvasında akılda kalan topun gol olup olmadığına ilişkin 3 tane kritik karar var. Sadece bu Dünya Kupasında 3 tane kritik pozisyon oldu ve gol teknolojisi sayesinde çözüldü.

Boyalar ülkemizde

-Sprey boya Türkiye'de ne zaman kullanılmaya başlanacak?

Gelecek sezon hem PTT 1. Ligi'nde hem Süper Lig'de göreceğiz. UEFA organizasyonlarında da bu uygulamayı göreceğiz. Oyunun yeniden hızlı başlamasını sağlayacak, hakem nerden atışın yapılmasını işaretliyorsa oradan yapılacak. Bu da dediğim gibi futbola fayda sağlayacak. Bence bu tarz pozisyonlarda oyun kurallarını ihlalden dolayı gösterilen kartları da azaltacağını düşünüyorum.

Dünyada ve Avrupa'daki sözleşmeli hakem uygulaması için ne düşünüyorsunuz? Ülkemizde de uygulanacak mı ?

Dünya hakemliği artık profesyonelliğe doğru adım atmış durumda. Nasıl sporcular takımlarıyla sözleşme yapıyorsa, hakemlikte şöyle bir seviyeye geldi; Federasyonlar kendi hakemleriyle sözleşme imzalıyorlar. Bizim ülkemizde böyle bir şey yok. TFF'nun bu sisteme geçişle ilgili büyük bir çabası var. Bu sadece bizler için değil, genç hakemler adına çok önemli bir adım olacak. Bir daha 40 sene beklemek istemiyorsak bunu yapmak zorundayız.

Peki bu amatör kümedeki hakemlere nasıl yansır?

Amatör kümede hakemlik yapan genç arkadaşlara futbol emekçileri diyorum ben. Onlar kendi ceplerinden paralar harcayarak, çamurlu sahalarda hala görev yapıyorlar. Büyük zorlukları yeniyorlar, tek hedefleri Türk futboluna katkı sağlamak. Onlar gerçek futbol kahramanlarıdır. Onları gördükçe de Türk hakemliğinin emin ellerde olduğunu biliyorum.

-Türkiye ve Avrupa maçları arasında kalite farkı var mı ?

Fark yoktur dersek yanlış olur. Ama bizim ülkemizde de futbolun seviyesi, kalitesi her geçen gün daha ileriye gidiyor. Önce tribünlere seyirci çekmemiz gerekiyor. Oynanan maçların 4'te 3'ü maalesef boş tribünlere oynanıyor. Karnaval havasında oynanan maçları özledik. Önce saygı ortamını sağlamamız lazım. Dünya kupasında gördük oyuncular birbirine karşı ve hakem kararlarına karşı çok saygılıydı.

İstanbul,