Bütün dünya Filistin'de çok sayıda çocuğun ve masum insanın öldürülmesine tanık olurken birçok ülke bu insanlık suçuna sessiz kalıyor.

Yaşadıkları insanlık dramına sessiz kalan dünyanın duyarsızlığı yetmezmiş gibi Filistinliler bir de "Topraklarını zamanında İsraillilere sattı" şeklindeki asılsız iddialara maruz kalmanın üzüntüsünü yaşıyor.

Prof. Dr. Zekeriya Kurşun, bu iddiaya ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, Filistin coğrafyasının tarih boyunca dikkati çektiğini, bölgenin kutsal dinlerin doğduğu mekan olması nedeniyle üç ilahi din için de mukaddes kabul edildiğini söyledi.

Batı'da 19. yüzyılda başlayan Yahudi karşıtlığının ardından, Yahudiler için bir yurt arayışının başladığını anlatan Kurşun, "İngiltere 1917'de Balfour Deklarasyonu ile başkasına ait toprakları kağıt üzerinde gayri ahlaki şekilde Yahudilere vererek bugünkü çekişmenin başlamasına sebep oldu. Siyonist amaçlarla Yahudilere bölgede bir devlet verilmek istendi. Yahudiler bölgeye gelirken burada insan yok muydu? İşte asıl mesele bu. Oysa bu coğrafyada yaşayan, asırlardan beri kendi yurdu olarak benimseyen insanlar vardı. Siyonist felsefe gereği bu coğrafyaya insansız toprak muamelesi yapılmıştır." diye konuştu.

Kurşun, bu anlayışın hala devam ettiğini belirterek 1. Dünya Savaşı'ndan sonra bölgenin İngiliz mandasına girmesiyle daha fazla Yahudi'nin Filistin topraklarına yerleştirildiğini kaydetti.

İngiliz mandasında denge Yahudiler lehine değiştirildi

İsrail Devleti'nin ilan edilmesinden sonra bölgede dengenin Yahudiler lehine değiştiğini aktaran Kurşun, "Filistin halkının toprakları elinden alındı ve mülksüzleştirildi, bugünkü çatışma durumuna gelindi." ifadelerini kullandı.

"Bu, vicdana sığmayan yanlış bir iddiadır ve doğru değildir"

Prof. Dr. Kurşun, "Filistinliler topraklarını sattı" iddialarının gerçeği yansıtmadığını vurgulayarak şöyle devam etti:

"Bu, iddia vicdana sığmayan yanlış bir iddiadır ve doğru değildir. Bölgede her ne kadar bir miktar toprak el değiştirmişse de bu 'Filistinliler topraklarını sattı' anlamına gelmez. Bölge, 1917'ye kadar Osmanlı yönetimindeydi. Osmanlı döneminde Filistinli diye bir tabir yoktur. Osmanlı tebaası vardı. Alım-satım Osmanlı vatandaşları arasında yapılmaktaydı. Osmanlı, Yahudilere Batı'da uygulanan soykırım nedeniyle Filistin hariç topraklarını açmıştır. Filistin'de Yahudilerin toprak almasını ve toplu bir şekilde bir yere yerleşmesini engellemiştir. Hatta yasaklamış ve buna dair kanunlar çıkarmıştır. Filistinliler topraklarını satmadığı gibi Yahudiler topraklarına işgalci olarak girmeye başladığında fetvalar çıkartılmış ve 'Yahudi'ye arazi satmanın haram olduğu' konusunda yaygın bir kanaat oluşturulmuştur. 'Filistinliler topraklarını sattı' iddiası bir siyonist propagandasıdır ve vicdansızlıktır. Ne tarihi gerçekler ne vicdan ne de rakamlar bu iddiayı kabul etmemektedir. Bu iddiaları tekrar etmek siyonizme ve İsrail'in bölgeyi insansızlaştırma politikasına yardımcı olmaktır."

"İsrail Devleti'nin kurulduğu topraklar üzerinde yüzbinlerce Filistinli yaşıyordu"

Siyonizm anlayışına göre işgal edilen Filistin topraklarındaki insanların, insan bile kabul edilmediğini, bu toprakların insansız olarak görüldüğünü aktaran Kurşun, "İsrail Devleti'nin kurulduğu topraklar üzerinde yüzbinlerce Filistinli yaşıyordu ve bunlar kendi topraklarından uzaklaştırıldı. Mülteci kamplarına ve Filistin'e komşu ülkelere sürüldü. Bugün Filistin'de sadece 5 milyon Filistinli bulunuyor." dedi.

'Kıyamet günü' havalanacak, 4 tane var! 'Kıyamet günü' havalanacak, 4 tane var!

Filistinli mülteciler topraklarını gönüllü terk etmedi

Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği (ORDAF) Başkan Yardımcısı Dr. Ahmet Emin Dağ da bugün dünyanın farklı bölgelerine dağılmış vaziyette yaşayan 5 milyonu aşkın Filistinli mültecinin topraklarını ne satarak ne de gönüllü terk ettiğini belirtti. Dağ, "Şehir efsanesi haline gelen 'toprak satma' iddiası, İsrail işgal yönetiminin Filistin konusunda ürettiği en büyük iftiralardan biridir." diye konuştu.

Filistinlilerin yerinden, yurdundan sürülüp zorla çıkarıldığına dikkati çeken Dağ, "Bundan dolayı bu insanlar için 194 Sayılı karar gibi Birleşmiş Milletlerin (BM) değişik kararlarında 'geri dönüş hakkı' diye bir kavram bulunmaktadır. Toprağını gönüllü olarak satanlar için böyle bir uluslararası hukuk kararı olabilir mi? Tabii ki olamaz." değerlendirmesinde bulundu.

Dağ, Osmanlı sonrası 1920'den 1948'e kadar süren 28 yıllık İngiliz işgali yıllarında toprakların el değiştirdiğini, 1948'den sonra doğrudan İsrail işgali başladığı için zaten toprak satışı diye bir durumun söz konusu olmadığını kaydetti.

"Gönüllü toprak satışı diye bir şey söz konusu olmamıştır"

Bizzat İngilizlerin satışını yaptığı Filistin kamu arazisi oranının yüzde 4'ün biraz üzerinde olduğunun altını çizen Dağ, Filistinlilerin gönüllü sattığı söylenebilecek şahıs arazilerinin oranının ise binde 9'dan daha küçük olduğunu belirtti.

İngiliz destekli Yahudi çetelerinin tehdidiyle küçük Filistinli grupların bir miktar satış yaptığını anlatan Dağ, "Toprak satışı bizzat Filistinli liderlerin emriyle yasaklandığı ve cezası idam olduğu için bu aileler Filistin'de barınamayarak ülkeyi terk etmiştir. Dolayısıyla Filistin topraklarının tamamına yakını ya bizzat işgal edilerek ya da İngiliz işgal yönetimi döneminde Yahudi yerleşimcilere peşkeş çekilerek el değiştirmiştir." ifadelerini kullandı.

Ahmet Emin Dağ, İngilizlerin tüm kolaylaştırıcı çabalarına ve tehditlerine rağmen Filistinlilerin topraklarını satmadığını vurgulayarak sözlerini şöyle bitirdi:

"Sadece işgal ve kamulaştırmalar sonucunda 1945'te dahi Filistin'de Yahudilerin sahip olduğu toprak miktarı sadece yüzde 5,6'yı ancak bulmuştu. Fakat 1948'de İsrail işgal rejiminin kurulmasının ardından siyonistlerin elindeki toprak miktarı birden yüzde 78'e yükseldi. 1967 savaşından sonra Batı Şeria ve Gazze'nin de işgal edilmesiyle İsrail 2 milyon dönüm yeni Filistin arazisini daha Yahudi yerleşimine açtı. Bu süreçlerin tümü silah zoruyla ve katliamlarla gerçekleşmiştir. Gönüllü toprak satışı diye bir şey söz konusu olmamıştır."