Öne Çıkanlar esed Milli füze Nevzat Alagöz mehmet şimşek Suriye Riyad Tahran savaş Yemen

Bu haber kez okundu.

Osman Can: Meclis Devlete Meydan Okuma Yeridir
MARMARA Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Can, Batman'da düzenlenen panelde yaptığı konuşmada, insan haklarını garanti altına alınmasının demokrasi ile gerçekleştirileceğini belirterek, "Bu coğrafyaya milliyetçilik zehrini akıtan Batı'nın bu coğrafyaya bakış açısı gayri insani, vahşidir. Meclisler devlete meydan okunacak yerlerdir. Öyle olmak zorundadır. Meclis devleti kontrol altın alma mekanıdır. 1920 ve 1908 meclisi vardı. Devlete meydan okunan yerdi. Devlete meydan okunan yer olduğu için farklılıklar tehdit olarak algılanmıyordu" dedi.
10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü nedeniyle Valilik İnsan Hakları Kurulu tarafından Kültür Merkezi'nde düzenlenen panele Vali Yılmaz Arslan, yardımcısı Ertuğ Şevket Aksoy, Belediye Başkan Yardımcısı Gülistan Akel, Başsavcı Muhammed Emre Ejder, kaymakamlar, ilçe belediye başkanları ile sivil toplum örgütü temcileri ile vatandaşlar katıldı.
OSMANLI ARTIĞI BİR ÜLKE
Panelde konuşmasına Kürtçe 'Baş göz üstüne' diye başlayan Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Osman Can, Osmanlı artığı bir ülkede yaşadıklarını dile getirerek, "Osmanlı artığı bir ülke olarak buralarda bölündük parçalandık. Bu coğrafyalarda çeşitli acılar yaşadık. İnsan hakları evrensel bildirgesi hazırlanırken acaba bu coğrafyadaki insan hakları ihlalleri bir daha olmasın, insanlar huzur içinde yaşasın, insanlar tamamen özgür yaşayabilsinler, özgürlükleri garanti alına alınabilsin diye hareket edilmiş miydi acaba?" dedi.
DEVLET İDEOLOJİ ÜRETEMEZ
Prof.Dr. Can, insan hakları tartışması yapılırken Türkiye'ye de bakılması gerektiğini belirterek, "Devlet temel hak ve özgürlükleri kısıtlama hakkında kanat sahibi değildir. Devlet ideoloji üretemez, Devlet denen aygıt sizin inançlarınızın ne olması gerektiğini dayatamaz. Adalet tasavvurunuzu yerle bir edip onun yerine yabancı bir adalet tasavvuru getirip yerleştiremez. Sizin barış içerisinde bir arada yaşamınıza devlet karar veremez. Toplum kendi içinde barışını doğal yollarla sağlaması mümkündür. Bu ülkede bu kadar hak ve özgürlükleri biz yaparız. Bu ülke de barışı biz sağlarız. Biz sağlamazsak başka kimse sağlamaz" dedi.
BU COĞRAFYAYA MİLLETÇİLİK ZEHRİNİ AKITTILAR
Milliyetçiliğin bu coğrafyanın hamuruna uygun olan bir ideoloji olmamasına rağmen transfer edildiğini ve barışın bittiğine dikkati çeken Prof. Dr.Can şunları söyledi:
"Batı'nın ekonomik gelişimini tesisi eden milliyetçilik tasavvuru bu coğrafyaya geldiği zaman yıkıcı bir tasavvura dönüştü. Milliyetçilik bu coğrafyanın damarına, hamuruna uygun olan bir ideolojı değildi. Ama buralara transfer edildi. Buralara transfer edilmesiyle, buraların barışı bitti. Bu coğrafyaya milliyetçilik sadece zehir akıttı. Milliyetçilik zehrinin akıtıldığı yerde insan hak ve özgürlükleri sadece kağıt üzerinde kalır. Konuştuğumuz coğrafya eğer aynı düşünceye, aynı kültüre sahip bir toplum değilse, yani farklı inaç ve mezhepler varsa ve hepsi tarihsel olarak bir arada yaşıyorsa milliyetçilik zehrini oraya akıtmanız orayı yok etmeniz için yeter ve artar bile. Milliyetçiliği akıttığınız andan itibaren orada dengeyi bozarsınız. Çünkü insanlar ürettikleriyle, taş üstüne taş koymalarıyla, sonra ki nesilerlere bıraktıklarıyla övünmemeye başlar, damarlarından akan kandan övünmeye başlarlar. Bu da üstünlük tartışmasına kadar gider ve yıkım başlar. Batı caoğrafyasından bu bölgeye, bu coğrafyaya akan en önemli etken milliyetçilik zehiridir. Batının bu coğrafyaya bakış açısı vahsi, gayri insanı ama sekülerdir. Laik olsun barbarlığına bir şekilde göz yumulur. Demokrasi insan haklarını garanti altına almanın tek yoludur. Demokrasi olmadan insan hakları hayata geçemez."
MECLİS DEVLETE MEYDAN OKUMA YERİDİR
1924 Anayasasını da değerlendiren Prof.Dr. Can, "Bu coğrafyada kader birliğinde bulunan, bu coğrafyanın kaderi hepimize aittir deme gücünde olan herkes, bütün farklılıklarla birlikte yansıdığı meclis Türkiye tarihin en demokratik meclisidir. Herkesin nasılsa o şekilde var olduğu, herkesin nasıl olduğunun bir realite olarak kabul edildiği, devletin onun realitesi üzerinde en ufak bir tasarrufta bulunma hakkının olmadığı bir meclisti. Biliyorsunuz Kürdistan mebusu vardı. Lazistan mebusu da vardı. O insanlar kıyafeteriyle, dilleriyle, kültürleriyle var idiler. Meclisler devlete meydan okunacak yerlerdir. Öyle olmak zorundadır. Meclis devleti kontrol altın alma mekanıdır. 1920 ve 1908 meclisi vardı. Devlete meydan okunan yerdi. Devlete meydan okunan yer olduğu için farklılıklar tehdit olarak algılanmıyordu. Ama ardından işler değişti. Farklı bir durum ortaya çıktı. 1921 anayasasında bir tane temel hak ve özgürlükler ile ilgili bir madde yoktur" dedi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.