Öne Çıkanlar esed Başbakan Davutoğlu iş adamları pkk terör vize

Bu haber kez okundu.

Başbakan Yardimcisi Arinç Gündeme Dair Değerlendirmelerde Bulundu
BAŞBAKAN Yardımcısı Bülent Arınç, Başbakanlık muhabirleriyle kahvaltılı sohbet toplantısı yaptı. Arınç, TRT’nin Oran Sitesi’ndeki merkezinde düzenlenen sohbet toplantısında, son zamanlarda siyasi istikrarı bozmaya yönelik veya kendilerinin gözlemlediği kadarıyla hükümetin ve başbakanın yıpratılmasına yönelik girişimler olduğunu söyledi. Arınç, "Bunu kısmen doğal karşılamak lazım. Çünkü muhalefet veya hükümet karşıtları legal yollardan hükümeti yıpratmak isteyebilir. Muhalefetin de bir bakıma görevi budur, ama muhalefetinde bu konuda yetersiz kaldığını görenlerin anti demokratik yöntem ve usullerle yıpratma kampanyasına da girebildiklerini görebiliyoruz" dedi.
ESKİDEN OLSAYDI ORTADA HÜKÜMET KALMAZDI
Eskiden bu gibi durumların olması halinde ortada hükümet kalmayacağını hatırlatan Arınç, "Çünkü çok kırılgan bir yapı vardı ve siyaset hemen hemen değerini tamamen kaybetmişti. Siyaset dışı kurumlar parlamentoya da hükümetlere de kolaylıkla müdahale edebiliyordu. Ama 11 yılda inşa edilen adeta ilmik ilmik örülen yeni bir yapı var. Buna yeni Türkiye’de denilebiliriz. Yani vesayetlerin ve müdahalelerin ortadan kalktığı, sivil asker ilişkilerinin demokratik ülkelerde olması gerektiği gibi yeniden kurulduğu ve artık darbelerin, cuntaların bile bildiğimiz göre bildiğimiz kadarıyla gerçekten geri dönülmez şekilde yok olduğu bir dönem yaşıyoruz. Türkiye de anti demokratik uygulamaların sona erdiğini gördüğümüz bir dönem yaşıyoruz. Güçlü bir sivil irade var, güçlü bir hükümet var. Bu ancak halkın etkilenmesi ve bu konuda bilinçlenmesi, hükümetin artık iş yapamaz hale geldiğine inanarak yeni iktidar arayışına girmesiyle mümkün. Bunun göstergesi de genellikle seçimlerle mümkündür. Seçimlere giderken de iktidarın yıpratılmasıdır" dedi.
SEÇİMLER
Arınç, muhalefetin yerel seçimlerden çıkacak sonuçlardan medet umduğunu iddia ederek, muhalefetin mahalli seçimleri etkileyerek iktidarın yıpranmış olduğunu göstermeye çalışabileceğine dikkati çekti. Arınç sözlerini şöyle sürdürdü:
“İktidarın artık yıprandığını tescillemek isteyenler çıkabilir. Bunun arkasından hemen 2-3 ay sonra cumhurbaşkanlığı seçimleri var. İlk defa halk oyu ile cumhurbaşkanı seçilecek. Türkiye de cumhurbaşkanlığı seçimleri her zaman belli ölçülerde engellemelerle karşılaşır, tartışmalar yoğunlaşır, hatta hiç akla gelmeyen hileler ortaya çıkabilir. 2007 de 367 gibi. Şimdi herkes 367'yi herkes gülümseyerek hatırlıyor. Yani böyle birşeyin anayasa mahkemesi tarafından kabul edildiği hayıflanıyor. Herkesin gülüp geçtiği bir saçmalığın sonra bir karar haline gelmesini, ben meclisin başında bulunan bir başkan olarak yaşamıştım.
Cumhurbaşkanlığı seçiminde başka hesaplar planlar gündeme gelebilir… Böyle bir durumda siyasi iktidar elbette tekrar güçlü olduğunu göstermek, halk oylamasından alınan neticelerin bugün sandığa yansıyacağını söylemekle yetinebilir. Bunu tartışabiliriz. CHP açısından bakınca farklı şeyler, MHP açısından bakınca farkı şeyler gündeme gelebilir. Benim en azından 1969'dan bu yana gözleyebildiğim, Türk siyasi hayatını yakından takip eden, yani siyasete başlama yaşım odur… Gençlik kollarında görev almaya başladığım günden bu yana siyasetin her kademesinde bulundum. İl başkanı oldum, milletvekilliği yaptım, meclis başkanlığı yaptım. Orada her partiyi yakından tanıma, her koalisyonun şartlarını yakından görme imkanım oldu.
BUNLAR BİR SINAMADIR, BAŞARIYLA ÇKICAĞIZ
11 yıldır oylarının artırarak iktidarda kalan başka bir örnek görmek mümkün değil. 2014'ün ben AK Parti açısından yeniden bir başarı yılı olacağına inanıyorum. Bu sıkıntıların bu flu ortamların ortadan kalkacağına da yürekten inanıyorum. Sancılar yaşanabilir, elbette bir takım olaylar hiç beklenmedik şekilde farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Bunlar hepsi bir sınamadır. Bu Sınamalardan başarıyla çıkacağız. Türk halkı bu bilince sahip ve bugünkü rakamlarla da zaten sandığa gidildiğinde yeniden bir güven tazelemesi olabileceğini de görebiliyorum.
Ben tabi hükümet sözcüsü olmanın yanında bir siyasi figür olarakda yaşadığımız olayları üç aşağı beş yukarı tahmin edebiliyorum. Bazen tahmin etmediğim gelişmelerde olabiliyor.
Mobil bir toplumuz biz. Siyasette ön göremediğimiz şeylerde karşımıza çıkabiliyor. Önce olaylar karşısında bazı şaşkınlık yaşayabiliyoruz. Ondan sonrada, bu konuları, ‘ne yapalım, nasıl yapalım’ diyerek, istişare ederek kararımızı veriyoruz. Şükür ki Türkiye’de böylesine kırılgan ortamların yaşandığı günlerde güçlü bir hükümet var. Eğer geçmişte yaşadıklarımız bugün olsaydı bugün Türkiye’nin halinin ne olabileceğini Allah saklasın endişeye hatırlamak mümkündür. Bugün artık hiç kimse bu endişe içinde değil. Abartılıp köpürtülen bu haberlerinde aslında maksatlı olarak yayınlandığını biliyoruz bunlarında esasen ne kadar küçük bir cürüm kadar yer işgal ettiğini hepimiz biliyoruz…
OLAYLARA SUHULETLE YAKLAŞMAK GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ…
Dolayısıyla sükunetle ve elbette olaylara şiddetle değil, suhuletle yaklaşmak gerektiğini düşünüyoruz. Umarım başarılı olacağız.
Soru: Ergenekon ve balyoz davalarıyla ilgili Genelkurmay Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Genelkurmay başkanı da yargı başkanlarıyla bir yemekte bir araya gelmişti. Bunlara bakınca başvuruyu nasıl değerlendiriyorsunuz. Yasal bir düzenleme gerekir mi, yeniden yargılamak için. CHP Genel Başkanı da bir adım atılırsa yasal düzenleme konusunda destek vereceklerini söylemişti. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz? Üst düzey rütbeli subaylara af çıkması söz konusu mu?
ARINÇ: Eski tabirle iade-i muhakeme, yeni tabirle yargılamanın yenilenmesi hukukumuzda yer alıyor. Bazı şartlar yerine geldiğinde yargılamanın iadesi mümkün olabilir Birincisi, sadece yargılamanın iadesi bitmiş davalar için söz konusu olabiliyor. Bir yargı süreci sonuçlanmış olacak. Ve, sonradan ortaya çıkan olaylar o kararı değiştirme imkanına sahipse yargılama yenilenmesi mümkün olabilir. Bahsettiğiniz davalardan bir kısmı kesinleşmiş, bir kısmı yargı süreci devam etmektedir.
Bitmiş davalarla ilgili hangisi olursa olsun, bunlar şahıslarla da ilgili, sivil davalarla da ilgili olabilir. Şimdi askerlerin yargılandığı davlar da olabilir. CMK şartlarını taşıyorsa bizzat kendileri veya vekilleri iadei muhakeme talebinde bulunabilirler. Ancak devam eden davlar konusunda yargılamanın iadesi mümkün değildir? Ceza davalarında delil serbestisi esası imkanı vardır. Dava bitene delil getirmek serbesttir. Dolayısıyla iadei muhakeme için yeterli şartların olduğuna kim inanıyorsa mahkemeye gitmesi serbesttir.
AF YOK
Bir genel af veya bir af beklentisi içerisinde hiç kimse omasın. Af kelimesi çok tehlikeli bir kelime. Bunu kim konuşursa, hükümet ricalinden veya parlamentodan kim konuşursa herkeste büyük bir beklenti oluşur, olumlu veya olumsuz eleştirilir. İçeride herkes afla yatar afla kalkar. Toplumsal bir baskıya dönüşebilir. Dolaysıyla hiçbirimiz başta başbakanımız olmak üzere ağzımıza şu veya bu hükümlüler için suçlular için af konusunu getirmeyiz, böyle bir düşüncemiz yok. Kaldı ki anayasa değişikliğinden sonra (eski anayasa değişikliğini kastediyorum.) meclisin bir affı nasıl çıkaracağı nitelikli çoğunluğa bağlanmıştır. Böyle bir imkanı, böyle bir şartı hiç kimse düşünmesin. Hükümet olarak da bizim böyle bir niyetimiz, düşüncemiz yok.
Bir arkadaşımızın makalesinin heyecan yarattığını söyleyebiliriz. Genelkurmay başkanımızın dün akşam saatlerinde bir başvuruda bulunduğunu duydum. Başvurunun içeriğiyle ilgili bir bilgi yok. Bazı avukatların başvuruyla ilgili sözleri var. O avukatlar neyi ne kadar biliyorlar ben bilmem. Ama Genelkurmay başkanımızın TSK mensubu istek muvazzaf ister emekli olsun, bu büyük aliledir. Bunların yargılananları olduğu kadar, yargılanan kişilerin elbette aileleri, çocukları ve arkadaşları da vardır. Eğer gerçekten bazı konulara yargının dikkat etmesi gerektiğine inanmışlarsa bunu bir talep halinde başsavcılığı adli müşavirlik kanalıyla iletmesi lazım. Yoksa bizzat Genelkurmay başkanımızın altında imzası bulunan bir dilekçe şeklinde olacağını da farz etmiyorum, sanmıyorum. Ne olursa olsun genelkurmay başkanımız adına yapılmış bir başvurudur şüphesiz. Bunun gerektiğince ve yeterince değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.
TAHLİYELERİN BİR AN ÖNCE YAPILMASI GEREKİR
Bu talepler karşısında hukuk devleti olan Türkiye’nin yapacağı şeyler vardır.
Bu iddiaları değerlendirdikten sonra ‘bu konuda yapılacak bir şey yok’ diyebilir, ‘yapılacak şey şunlardır’ diyebilir. Biz yargının esasen adil yargılama içinde olması gerektiğine inanıyorum. En azından benim sicilim bu açıdan temizdir. Ben 3 yıldır hem uzun tutukluluk sürelerin artık cezaya dönüştüğünü, tahliyelerin başlaması gerektiğini söylüyorum. Bunu sadece milletvekilleri için değil tüm sanıklar için. Bir taraftan da AB insan hakları sözleşmesinin üzerimize yüklediği görev adil yargılama hakkıdır. Bu hakkında nın ihlal edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Şu anda anayasa mahkemesinin bireysel başvurular üzerine verdiği kararların bu başvurular üzerinden yaptığını düşünüyorum.
Ben geçmişte verilen kararların bugünlere emsal olarak kabul edilmesi gerektiğini düşünüyorum. ‘Bireysel başvuru adı üstündedir, herkesin ayrı ayrı başvurması gerekir’ dediler. Benim kanaatim böyle değil. Tahliyelerin mutlaka bir an önce yapılması gerekir.
SORU: Hatay da yakalanan TIR önce İHH denildi, sonra MİT denildi, bu olayda 17 Aralık operasyonunun devamı da denildi ve hükümeti zora sokmak için atılan bir adımdı, denildi, sizin yorumlarınızı alabilir miyiz?
ARINÇ: Her olay üzerine her şeyi 17 Aralıkla olaylarla irtibatlı görmeyelim, ama zannediyorum ki bundan sonrada bir süre bu devam edecek? Dün bu TIR ile ilgili olarak İçişleri bakanımızın bir açıklaması olmuş? Benim de ona katılmam herhalde doğru olanıdır? O bölgede dikkat çekici olaylar geçmişten bu yana yaşanıyor? Suriye de yaşanılan olayların Türkiye’yi etkilememesi mümkün değil. Hatay kritik bir bölge. Oradaki vatandaşlarımızın Suriye’deki halkla doğrudan ilişkileri var…
Kapıların durumu malum. Bizim Suriye sınırımızda, Suriye’nin kuzeyinde yaşanan olaylar malum. Nusaybin, Akçakale gibi yerlerde mesafe çok yakın buradan atılan bir taş bile birinin kafasına gelebiliyor. Bir TIR’ın şüpheli olması sebebiyle durdurulmuş, aranmak istenirken MİT mensupları ‘biz MİT mensubuyuz dolayısıyla bu olaya müdahale etmeyin’ denilmiş. Daha sonra Vali resmi yazılı bir yazı göndererek bunu teyit etmiş. Savcı ve jandarma gelmiş bu onlara bir şekilde anlatılmış. Zannediyorum bir tutanak tutulmuş ama bu resmi yazı nedeniyle, MİT Kanununda belli hükümler var, bu konunun aranmadan veya içindeki yük boşaltılmadan devam edilmesine karar verilmiş. Bütün bu dedikodular veya bunun karşılığında söylenen sözlerin içişleri bakanlığı tarafından nasıl karşılandığı önemlidir. İçişleri bakanımız burada Suriye’deki Türkmenlere gönderilen yardım malzemesinden bahsetmiştir? Biz şahsen bunu doğru kabul ederiz? Ama açıklama üstüne açıklama yapan CHP milletvekillerini dinledim ve üzüldüm. Çünkü bu milletvekili esasen taraflı insanlardır. Geçmişte de Esad’ın yanına gitmek ve onunla fotoğraf çektirmek için özel gayretleri olduğunu biliyoruz. Onların Esad ve ailesiyle özel duygusal bağlarının da olduğunu biliyoruz. Onların sözlerine itibar etmek durumunda değiliz. Onlar Suriyeli muhaliflere yardım yapılmasının büyük suç olduğunu kabul ediyorlar. Bizim Suriye’deki radikal unsurlara bir kuruş desteğimiz yok. Ama Suriye’deki muhaliflere elbet de ki destek veriyoruz. Suriye halkına da insan ayırt etmeden insani yardım eriyoruz…
İçişleri bakanımızın bu konudaki açıklamasını ben şahsen yeterli görüyorum.
SORU: AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in Yargıtay’daki bir dosyanın Pensilvanya’ya gönderildiğini iddia etti. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı, siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz. Size bununla ilgili somut bir şey ulaştı mı?
ARINÇ:
Bilgi sahibi değilim. Mehmet Ali Şahin bey, başbakan yardımcılığı, adalet bakanlığı, TBMM Başkanlığı yapmış değerli bir siyasetçidir. ‘İnanarak, görerek, bilerek söylüyorum, olay böyle olmuştur’ dedi. Yargıtay’ın açıklaması üzerine de kendisi bana usulünce ‘bu konu hakkındaki bilgilerimi sorarsanız size ulaştırırım’ dedi. Şu anda Yargıtay, siz bu konuşmayı ne amaçla yaptınız, bu konudaki bilginiz nedir, biz de kendi aramızda soruşturma yapmak istiyoruz derlerse Mehmet Ali Şahin beyin sözünü duyduğum için söylüyorum ben de size yasal yollardan bu bu bilgileri paylaşırım’ dedi. Önemli bir olay. Yargıtay’ın bu konuyu kendi içinde araştırması ve varsa bir kötüye kullanma görevlilerin bu konuda işlem yapılması için Mehmet Ali Şahin beye bir yazıyla duyurması, sayın Şahin’in de bu konudaki bilgilerini Yargıtay’a aktarması gerekiyor.
SORU: Deniz Baykal’ın bugün bazı görüşmeler yaptığı ve başdanışman Yalçın Akdoğan’ın söylediği kumpas açıklamaları çerçevesinde sizinle ilgili bazı iddialar olmuştu, ev planları, suikast iddiaları ortaya çıkmıştı, sonra kumpas, bütün bu kumpas iddialarını nasıl değerlendiryorsunuz?
ARINÇ: Bir arkadaş makale yazıyor içinde kumpas diyor. Bir başkası çıkıyor 2 bin kişilik liste var diyor? Yani benim bir twitter hesabım var, ama bu beyefendi ilgileniyor? (yanındaki danışmanını kastederek) Biz twitter hesabında kimseyi rencide edecek, flaş bir şeyler yapalım, bu trend topik olsun yaklaşımı içinde değliz? Ciddi şeyler yazıyoruz? Bu ciddi bir hastalık hale geldi. Bazı bakan arkadaş bile sabahtan akşama kata cırt cırt uğraşıyorlar. Bu iş değil. Bundan vazgeçsinler… Danışmanlar sabahtan akşama kadar yazıp çıkıyorlar… Şu kadar retwit oldu, elinin közü oldu…
‘Bir gazete de böyle bir başlık gördüm. Paylaştım…’ Paylaşma. Herkes bir başlık atar. Türkiye’deki basının hali pür meali budur ki, böyle başlıklar atmak suretiyle kamuoyunda duyarlılık yaratmaya çalışıyorlar. Biz doğru haberin peşinde olmalıyız. İkincisi çok konuşursak çok hata yaparız? Bir kumpas sözünün nereye uzandığını görüyoruz…
Arkadaşlar bunların hiçbirisi doğru şeyler değil. ‘Bir kumpas kuruldu’ sözü kendi ifadesidir. Ona sormamız lazım, ‘sen neden böyle yazı yazdın.’ Sizin tabirinizle böyle bir kişinin başdanışman olması, hem milletvekili olup, hem başdanışmanlığı sürdürmesi söz konusu olamaz. Bu sıfat üzerinde kaldı arkadaşımızın. Sen sözü takip edilen bir insansan, bu yazıdaki maksadını gayet güzel açıkla. ‘Açıkladım’ diyor. Bu tatmin edici mi değil mi bunu siz takdir edeceksiniz…
Madem Genelkurmay başkanlığımızda, ‘devlet içinde görevini kötüye kullanan birtakım çevreler olduğundan bahsediliyor, bu çevreler suç uydurmuş olabilir mi, delil uydurmuş olabilir mi, yargılanan benim meslek görevlilerimle ilgili bir hata olabilir mi?’ diye bugün bir endişe içinde. Böyle bir endişeye kim ‘haksız’ diyebilir. Dolayısıyla dün yapılan bu müracaatı bununla bağdaştırıyorum.
Ben bu sözün bundan daha fazla yayılıp, daha fazla istismar edilebileceğinin endişesi içindeyim. Kumpas nedir, kim kurmuştur, kime karşı kurmuştur bu konuda benim şahsen hiçbir bilgim yok…
Benimle ilgili konu 5’nci yıla girmiş oldu. 1 5 aralık 2009’daydı.. Halen bir soruşturmanın açık olduğunu biliyorum. Ben bu savcıyı tanımam, şu kadar insanın arasına koysanız bilmem. Sadece ismini biliyorum. Kendisiyle hiç görüşmem olmadı… Soru önergeleri geliyordu. ‘Ne oldu bu iş’ diye. Sadullah beye sordum. İki şeyi bekliyorum ya hiçbir suç unsuru yoktur, desin takipsizlik kararı versin, ya da şurada suç unsuru vardır, desin dava açsın… Bana söylediği soruşturma açık tutuluyor, herhangi bir işlem yapılmadı. Bu artık sorulmaktan, gündemde kalmaktan kurtulsun, savcılık elindeki bilgilere belgelere göre karar versin. Burada bir kumpas var mıdır, yok mudur, bu konuda bir şey söyleyemeyeceğim.
SORU: Burhan Kuzu, twitteri emniyet başta olmak üzere kamu kurumları çok sayıda görevden almalar oldu, bunların bir fişlemeye dayalı olarak peşi peşine eş zamanlı olarak devreye sokulduğu yorumları oldu. Onlarda bir tanesi TRT ile ilgili tasarruftur, TRT’den Ahmet Böken görevden alınması bu şekilde değerlendirildi.
ARINÇ: Böyle bir fişlemenin kesinlikle doğru olmadığını düşünüyorum. Bendeki tüm bilgiler, tüm kanaat bu noktada. Bizim hükümetimiz başta Başbakan olmak üzere bütün mensuplarımız zamanında fişlenmiştir? Çocuklarımızı ailelerimize varıncaya kadar. Pek çok insan inançları, mezhepleri, dünya görüşleri, fikirleri düşünceleri bakımından geçmişte fişlenmiştir? Bunlar büyük kısmıyla sonra deşifre olmuştur? Bunu yapanlar utanmıştır. O zaman şartları içinde bu talimatları verenlerin büyük kısmı yargı önünde hesap vermiştir? Biz hükümet olarak bunun mağduru olduğumuz için hiçbir kimse hakkında dünya görüşünü, inancını, mezhebini, siyasi görüşün içerisine alacak bir fişleme yapmadık, bunu ahlak dışı sayarız… Bütün bu konudaki fişleme veya kayıt altına alım geçmiş dönemlerde yapılmıştı. Sivil asker ilişkilerinin bozuk olduğu dönemlerde yapılmıştır? Bir kısım kendini devlet içinde devlet olarak görenler tarafından hatta bir kısmı vatansever olduğunu söyleyenler yapmıştır? Biz bu fişlemelerden yana hiç bir zaman olmadık. Biz bunu inkar sayarız...
Bu 2004'ten sonra fişlemeler hala günümüze kadar devam etti diye bir gazete haberleri sürdüğünde oturup konuştuk. Bazı görevlere atananlar için kanun ve yönetmelikler, bir istihbarat yapılmasını öngörüyor. Yurt dışına atanacaklar, müşavirler, uzman yardımcıları için bile geçerlidir? Kamuda görev alacak kamudaki kritik görevler için böyle bir ihtiyaç olduğu kanunla öngörülmüştür? Bu bilgi toplama işini MİT olabilir, başka kurum olabilir talep üzerine bunu yapmıştır. Asker yapabilir. Siviller, müsteşarlar, genel müdüre kadar sahip olduğu 657 şartların taşımış olmanın yanında ahlaki yapısına kadar nasıl bilinir diye sormuştur. Sonra bunlar göreve insihal ettirmilmiştir? Ailesi, çocukları, inancı v.s. bir kenara atılmıştır, bu konu sadece görev alanıyla ilili bilgiye dönüştürülmüştür. Bu kanunla yapılmıştır. Bu da yapılmasın diyorsanız bazı stratejik görevler konusunda buna da ihtiyaç yok derseniz bu kamu talebi olarak ortaya çıkarsa, belki yasamaya yönelik bazı yer değiştirmeler olmuştur. Emniyette yer değişiklikleri dikkati çekti. Bunların bir kısmı alınmıştır. Diyelim kaçakçılık şube müdürü veya daire başkanı alınmış organize suçlar veya yabancı şubeye verilmiştir. Yerine gelen Tapu Kadastrodan mı, Bayındırlıktan mı, Çaykur’dan mı, hayır? Yine emniyet içinden…
İkincisi, görev değişiklikleri veya yer değiştirmeler konusuna yapılan bazı işlemler vardır. Ben emniyete meclis başkanlığımdan bu yana içinde oldum. Çünkü meclis içinde görevli 600 polis vardı. Yönetmeliğe göre bunlar en çok 6 yıl kalabilirdi. Herkes meclise gelebilmek için can atardı… Şampiyonun birisi 19 yıllıktı. 19 yıldan beri Parlamentoya gelmiş bir daha gitmemiş, emekliliğini bekliyor…. Arkasında ya bir bakan ya milletvekili var. 6 seneyi geçmiş üzerine 4 mislisini eklemiş şark görevine Sivas’tan öteye gitmiyor.
Ben üç yıl içinde bu birikmişliği yani 6 yıl üzerinde görev yapanların hepsini şarka gönderdim… Kendi korumalarım ve başbakanlık koruları dahil şark görevine gittiler.
Şimdi zamanı vakti gelmiş olanları bu kapsama sokarsanız haksızlık yapmış olursunuz. Hiçbir gerekçe yokken, yerlerinden alınan daha düşük görevlere gönderilen varsa onlar için yargı yolu var...
Arkadaşımız her yerde bir kıyım olduğundan bahsediyor. Bunu zannediyorum Burhan Kuzu’ya atfedilen bir habere göre söylüyor. Onu reddettiğimize göre her kurumda kıyım olduğuna dairi iddiayı da reddediyorum. Müsteşarlar, genel müdürler değişecekse değişebilir. Her birinin bir gerekçesi olabilir.
SORU: HSYK'nın yapısından bahsetti Başbakan, anayasal değişiklik düşünüyoruz denildi, böyle bir çalışma var mı?
ARINÇ: HSYK'nın yeni yapısı 12 Eylül 2010 referandumuyla şekillendi ve 5 kişilik değil 22 kişilik HSYK var. HSYK’nın bu şekilde yapılanması demokratik zemine oturması olarak vasıflandırıldı…
2010 referandumunda hepimiz Türkiye Cumhuriyeti gezdi, bunun demokratik olduğun ifade ettik. Bu konuda bütün vatandaşlarımızın olumlu oy vermeni temin ettik. CHP’nin MHP’nin BDP‘nin karşı çıktığı referandumda yüzde 58 AK Parti ‘nin istediği doğrultuda bir oy vermişse buna teşekkür etmemiz lazım. Bizim HSYK’ya eleştirdiğimiz, onun son açıklamalarıdır. Görevi olmadan görevini kötüye kullanmak suretiyle haber vermeden HSYK başkanvekiliyle toplanarak çoğunluğun olmadan azınlıkla karar çıkarmak bu çok yanlış. Kendi kanunu buna amir değil… Yeni bakana karşı büyük bir saygısızlık olduğu kadar böyle bir karar almaları kendi görevleri bakımından eleştirilebilir…
SORU: Zafer Çağlayan’ın bugün bir gazetede Reza Zarrab’ın uçağıyla umreye bir ziyaret gerçekleştirdiği haberi ve yeni demokratikleşme paketinden bahsediliyor, görüşlerinizi alabilir miyiz?
ARINÇ: Hürriyet gazetesindeki bu başlığı gördüm. Bu sayın Çağlayan’ı doğrudan ilgilendiren bir konu. Onun dışında benim bir fikir beyan etmem doğru değil. O işadamı Reza Zarrab olması veya başkası olsaydı, böyle bir başlık o gazetenin önüne gelmezdi. Bugün herkesin saygın olduğu bildiği işadamları onların da jetleri var, küçük iş uçakları var, onlardan birisiyle bu seyahat yapılmış olsaydı, birçok seyahat yapıldığını biliyorum, o gazetelerde böyle bir başlık görmeyecektik. Söz konusu sayın Çağlayan ve Zarrab olunca denk geldiği düşünülmüştür. Bunu siyasi davranışa uygun olup olmadığını herkes kendisi değerlendirebilir.
Böyle bir çalışmadan haberdar değilim. Biz yasal çalışmaların Anayasa Komisyonunda bir an önce gündeme getirilmesini bekliyoruz.
SORU: Mavi Marmara gemisiyle ilgili İstanbul da bir görüşme olduğu söylendi, tazminatta bir anlaşma var mı?
ARINÇ: Geçen mart ayında 3 sene sonra Türkiye’nin eklentilerine cevap verildi. Obama’nın İsrail gezisi sıramsında Netenyahu’yla bu konu hakkında görüşmeler yaptığı, onun da Türkiye’yi arayarak Türkiye’nin taleplerini kabul ettiğini biliyoruz. Burada birbiriyle ilgili üç konu var… Geçtiğimizi günlerde yine onlardan bir ekibin geldiğini biliyorum ama İstanbul mu, Ankara mı olduğunun farkında değilim. Bir ilerleme olduğu, taleplere İsrail’in olumlu yaklaştığı bilgisi bana geldi…
Tazminat görüşmelerinin başarıyla sonuçlanmasını istiyorum? Çünkü bu bu bizim hakkımızdır.
9 yurttaşımız şehit oldu, vefat etti. Bir o kadar yaralımız var. Maddi manevi zarar gördük. Açılan davalar var. Bir kısmı reddedildi. Yargı süreci de devam ediyor. Bizim devletler arasındaki ilişkilerimiz bakımından tazminatı sonuçlandırmamız gerekir…
SORU: Devlet içinde paralel yapıyla ilgili hükümetin izleyeceği yol var mı? Teftiş kurulunun görevlendirilmesi söz konusu mu?
ARINÇ: Bu tabirleri ben kullanmadım, kullanmamaya çalışıyorum. Bazı olaylar devlet içerisinde veya bürokrasi içerisinde bızı kişilerin görevlerini kötüye kullandıkları, bunu belli amaçlarla hareket ettiklerini gösteriyor. Bunların sayısı çok şükür ki az. Bazı olayların bu beraberlikler sebebiyle özellikle Türkiye’ye karşı hükümetimizi bırakın Türkiye’yi içeride ve dışarıda zor durumda bırakmak amacıyla hareket ettiklerini gösteriyor. Küçük bir grubun birbirleriyle bağlantılı eylem yapmasını hiçbir devlet hoş göremez. Bunu bir cadı avı başlasın, şunlar şunlar şöyle olsun diye yapılmıyor. Devletin görevi budur.
Derin devlet v.s. tartışmalarına karşı çok güzel bir söz söylemişti sayın Cumhurbaşkanımız meclis konuşmasında, ‘devletin iki yüzü olmaz, devletin bir yüzü olur o da hukuktur” demişti. Hukuk devleti içinde herkesin kendi yetki ve sorumluluğunu bilmesi lazamı. Anayasadaki eşitlik ilkesinin ve toplumdaki ayrımcılığın yasaklandığını bilmesi lazım. Paralel yapı çeteler vs. belki ağızlarımıza geliyor. Bu kadar olmasa bile bir güce sahipse ve bunu kendi amaçları doğrultusunda kullanıyorsa bize düşen ve bizden sonra geleceklere düşen bunlarla mücadele etmek ve onları hukuk içine çekmektir. Bu hukuk içinde yapılacaktır. Geçmişteki uygulamalar bizi ilgilendirmez. Onlar can yakan uygulamalardı.
SORU: Adli kollukla ilgili yürütmeyi durdurma hükümlerinin CMK’ya taşıyan bir değişik yapılacağını sölediler. Bu doğru mu? Başbakan müşaviri Hamdi Kılıç, Mardin’deki faili meçhulle ilgili acıkma var, bunlarla ilgili görüşlerinizi alabilir miyiz?
ARINÇ: Biz internetteki haber portallarının basın kanunu içine alınması, onlara daha çok destek verilmesi için 3 yıldır elimizin altında bir hazırlık var. Sırf bu twit, facebook, sosyal paylaşım siteleriyle ilgili kötüye kullanımlar nedeniyle yapabileceğimiz o düzenlemeyi bile yapamıyoruz. Son olaylarda gezi olaylarında Türkiye’yi en çok karıştıran konu sosyal medyadaki bu karışıklıklarla ilgili. Özel hayata girmelere, kişisel hayatımızla ilgili şeylerin daniskası burada var. O yüzden başta bakanlardan başlayarak, danışmanlardan sorumsuzluk yapanlara sesleniyorum. Yaptıklarınızdan vazgeçin. Biraz utanın… İnsanların nefretlerini daha çok azdırmayın. Yapmayın böyle şeyler. Bunların hiç kimseye faydası yok…
Bu sorumsuzluktur, bizde bu işi yapanlara kendi memurlarımıza biz tembihatta bulunuyoruz. Bir bürokratın böyle siyasi konularda herhangi bir şey yazmasını doğru bulmuyoruz…
Bazı soru önergeleri imzasız geliyor. Kaşe basmayı unutsunlar, bir milletvekilinin ıslak imzası olmayanını ben kabul etmem şahsen. Olmaması lazım.
14 kişiyi tiwitirdan dolayı attınız. Yoo öyle bir şey yapmadım. Ama siz hakaret yapmışsanız bundan dolayı davlar açılmışsa ne yapsın TRT Genel müdürü. Yine merhametli adam az bile yapmış…
Twit dünyasında hayırlı bir iş yapıldığını ben görmedim…
Adli kollukla ilgili ben bir faaliyet olmadığını biliyorum ama siz Adalet Bakanımıza da sorabilirsiniz. HSYK’nın bildirisini okurken, büyük bir cehalet örneği gördük. HSYK bildirisinin bir yerinde diyor ki, değiştirilen Adliye Kolluk yönetmeliği anayasaya aykırı diyor. Şu kadar hukukçuyum, bir yönetmenliğin anayasaya aykırılığından bahsetmez. Yönetmelikler kanuna göre çıkarılır…
SORU: Başbakanın da odasının dinlendiği konularıyla ilgili ve diğer dinleme olaylarıyla ilgili değerlendirenizi alabilir miyiz?
ARINÇ: Bildiğim çok şey var, olayın muhatabı sayın Başbakan. Sayın Başbakana böyle güzel sevecen yaklaşımınızla bunu bir sorun… Bunu merak ediyoruz, bu iş sonuçlandı mı, kim koymuş, neden koymuş kendisi biliyorsa bildiği kadar söyler? Benim bildiğim bu konuda yeterli bilgiye sahip olduğu.
SORU: Meclis Başkanı Anayasa’nın 138. Maddesine atıfta bulundu ve “bu memleketete bu ölmüştür” dedi. Sizin yorumunuz?
ARINÇ: Allah Allah yılları hukukçusu o da meclis başkanlığı yapıyor… Söylediği şeyleri yanındakiler sormuştur, zaten.. Buradan çıkarım, benim konuştuğum söze sen ne karışıyorsun demez mi?
SORU: Erken seçim söylentileri gündemde.
ARINÇ: Ağzından yel alsın yapma böyle şeyler.. Muhalefet erken seçim mi istiyor? Muhalefetin erken seçim istediğini duymadım, kısık seslerle söylüyorlarsa bilmem. isteyecek halleri de yok. Ben onlara çıta koymuştum. MHP’ye sen yüzde 20, CHP)ye yüzde 30 alabilecek misin dedim, tıs çıkmadı. Böyle durumlarda kim erken seçim isteyebilir. İstesek biz isteriz. Bizim istediğimiz de seçimler süresinde yapılmalıdır. Bunun için hiçbir şart söz konusu değil. Böyle bir konuşma hiç duymadım.   ÜK-  
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.