Öne Çıkanlar esed Spor Toto Basketbol Ligi 7 yaralı Putinden Filistin Yorumu: Harita Böyle Olmalı Seul

Bu haber kez okundu.

Bahçeli: Ortak Aday Üzerinde Çalişiyoruz
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin "Türk milletinin seçmen profilini esas alarak, bunlardan ortak bir aday çıkartmak suretiyle; bütünleyici, kucaklayıcı ve milleti siyasi krize cumhurbaşkanlığı seçimi münasebetiyle dönüştüremeyeceği bir aday üzerinde çalışmaların yapılması lazım. MHP, bu çalışmayı yapıyor" dedi.
Bahçeli, gazetecilerin cumhurbaşkanlığı seçiminde ortak bir adayı destekleyip- desteklemediği sorusu üzerine bunun MHP değerlendirmesi ve çözüm yolu olarak millete sunuşunun önemli olduğunu söyledi. Bahçeli, şöyle devam etti:
"Bu henüz daha başlangıç ifadeleridir. İleriki günlerde ne yapmak istediğimizi, toplumumuzun her kesimine anlatabilecek imkanı bulacağız. Cumhurbaşkanlığı, kamplaşan, cepheleşen ve gerilim stratejisine dayalı bir çatışmayla bugünlere kadar sürdürülen politikalara dayalı bir seçim olarak düşünülmemelidir. Bazı gazeteler şu an için Başbakan'ın Cumhurbaşkanlığının garanti olduğunu, yüzde 51 ile 49 arasında bir tercih ile Cumhurbaşkanı olacağını söylüyor. Bu gazeteciler Başbakan'ın, Türk milletinin de dostu değillerdir. Bu oranlar, Türkiye'de kamplaşmanın, cepheleşme ve çatışmanın ilk öncü ifadeleri olur. Türkiye'yi bundan kurtarmak lazım. Onun için Türk milletinin seçmen profilini esas alarak, bunlardan ortak bir aday çıkartmak suretiyle, bütünleyici, kucaklayıcı ve milleti siyasi krize cumhurbaşkanlığı seçimi münasebetiyle dönüştüremeyeceği bir aday üzerinde çalışmaların yapılması lazım. MHP, bu çalışmayı yapıyor, bu milletin aziz bir evladını, çatı aday olarak Türk milletine takdim edecektir. Eğer çatı aday, yüzde 60-75 oranında bir kucaklayıcı oyla Cumhurbaşkanı olduğu takdirde Türkiye, bir takım gerilimlerden, bir takım çatışmalardan kendisini en az belli bir süre uzakta bırakmış olur."
"TEMASIMIZ OLMADI"
MHP lideri Bahçeli, gazetecilerin CHP ile bir temasının olup olmadığı sorusu üzerine, "Bu söylediklerimin içerisinde kimse ile temasımızın henüz olmadığı, çalışmalarımızın sürdürüldüğü, önümüzdeki günlerde milletimizle paylaşacağımızı ifade ediyoruz. Bunlar, gerçekleşmeden, fazla soru sizi yorar" dedi.
GRUP TOPLANTISINDA KONUŞTU
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında, son günlerdeki çocuk cinayetlerine değindi. Bahçeli, çocukları katledilen, tecavüze uğrayan, mağdur edilen bir ülkenin ekonomik büyümesi, iktidarındaki partinin oy düzeyi şöyle dursun; medeni olmasından, insani gelişmişlik düzeyinden, gücünden söz edilemeyeceğini söyledi. Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın “Bu olaylar adeta idamlık olaylar ama idam gelmese dahi bu cezaların çok çok ağırlaştırılması noktasında arkadaşlara talimatım var' sözünün sürüncemede kalmamasını bekliyorum" dedi.
MHP Genel Başkanı Bahçeli, şiddetin nedenleri isabetle teşhis edilmeden ve yalnızca yasal düzenleme yaparak bir sonuca varmanın mümkün olmadığını savundu. MHP lideri Bahçeli, huzursuzluğun mihrak noktasının, mevcut yönetim anlayışı ile AK Parti ve Başbakan Erdoğan olduğunu öne sürerken, şöyle konuştu:
“ Türkiye'nin manevi havasını temizlemek, iktidarın sebebiyet verdiği sisli ortamı gidermek milli bir sorumluluktur. Milletçe şiddet zehrinin kötü kokusunu daha fazla solumadan, insanlığı yok sayan, vicdanları yaralayan, hepimizi hüzne boğan olayları kökten bitirmek zorundayız. Bu kapsamda, vakit geç olmadan, daha fazla kayıp ve acı yaşamadan idari, kültürel, sosyolojik, psikolojik ve yasal adımlar atmasını hükümetten bekliyor ve konuyla ilgili Meclis zemininde üzerimize düşen ne varsa yapacağımızı bu vesileyle ifade etmek istiyorum."
Bahçeli, geçen 30 Nisan günü toplanan MGKı ardından yapılan açıklamayı eleştirdi. MHP lideri Devlet Bahçeli, Başbakan Erdoğan beslediği, büyüttüğü, bizatihi devlete yerleştirerek mevkii ve unvan verdiği gruplarla ağrılı ve sancılı bir ayrılık sürecinin makus vebaline katlandığını öne sürerken şöyle devam etti:
“Ortada gerçekten de paralel bir yapılanma varsa bunun hazırlayıcısı ve mucidi kesinlikle Recep Tayyip Erdoğan olduğu aşikardır. Çelişkiye dikkat ediniz, Başbakan'ın Kürdistan'a yeşil ışık yakması milli güvenlik sorunu değildir. Başbakan'ın İmralı canisinin dayatmalarını pas geçmesi, tehditlerine kulak tıkaması milli güvenlik sorunu değildir. Başbakan'ın PKK'yla masa başında taviz senedi imzalaması, Türk devletini ele ayağa düşürmesi milli güvenlik sorunu değildir. Başbakan'ın sınırlarımızda mevzilenen terörist gruplara yardım ve yataklık yapması, TIR'larla silah ve mühimmat taşıması da milli güvenlik sorunu değildir. Fakat Başbakan'a göre, rüşvet ve yolsuzlukların ortaya çıkarılması milli güvenlik sorunudur. Savcı ve polislerin görevini yapması, İranlı şarlatanın içeri tıkılması, AKP'li bakanların rüşvet alırken kaydedilmesi darbedir, milli güvenlik sorunudur."
Bahçeli, bu ülkenin milli güvenlik sorununa ek olarak 'Recep Tayyip Erdoğan sorunu' gibi çok büyük bir sorunu daha bulunduğunu ifade ederken, şöyle konuştu:
"Şayet bu sorun bitmez, giderilmezse milli varlığımız, milli kimliğimiz, uniter yapımız, milli devletimiz, son yurdumuz, şanlı bayrağımız yerle yeksan olacaktır. Tehlike bu kadar yakın ve tanıdıktır. Başbakan sorudur, sorundur, sorumsuzdur, bölücülüğün Başbakanlıktaki serumu, bölücü koronun iktidardaki baş soluğudur. Ne tuhaftır ki, 30 Nisan 2014 tarihinde toplanan MGK'dan sonra yapılan açıklamada, 'ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanmalar ve bunlara yönelik alınan tedbirler değerlendirildi' denilmiştir. Merak ediyorum, 15 üyeli Milli Güvenlik Kurulu'nda; rüşvetin ve yolsuzluğun milli güvenliğin, milli ruhun ve milli bekanın en büyük düşmanlarından birisi olduğunu haykıracak bir babayiğit ne zaman çıkacaktır? Bu MGK yapısıyla güvenliğin milli boyutunu kavramak ve samimiyetle savunmak nasıl mümkün olacaktır? Bir tek terör kelimesinin geçmediği, bölücülük tehdidine bir tek atıf yapılmadığı, PKK'nın ise hiç hatırlanmadığı MGK açıklamalarına kim inanacak, kim güvenecektir? MGK'ya bakarsak Türkiye sanki güllük gülistanlıktır. Ufak tefek sıkıntılar dışında ve paralel hayalet haricinde hiçbir sorun da yoktur. Bildiğimiz ve inandığımız bir şey var; devletin milli güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili konularda tavsiye kararlar almak Recep Tayyip Erdoğan'ın çakma Dombırası'na alkış tutmak değildir. Milli güvenliğin siyasetini oluşturmak ve olgunlaştırmak, ayakkabı kutularına para yığan banka müdürüyle işbirliği yapanların, ihale kesintileriyle havuz medyası kuranların, Zarrap denilen rüşvet simsarının kuklası olanların harcı da değildir. Milli güvenliği hakikaten de dert etmek için önce milli olmak lazımdır."
MHP lideri Devlet Bahçeli, Başbakan Erdoğan ve hükümetinin, Türk milletinin değil, PKK, El Kaide, Türklük düşmanları, teröristbaşı, hırsız ve kaçakçının güvenliğini sağlayarak bugüne kadar geldiğini öne sürdü. Bahçeli, "Biliniz ki, MGK sıralarında oturan siyasi kadronun yerine HDP veya Kandil'den temsilciler otursaydı ancak bu kadar ülkemize zarar verirler, ancak bu kadar Türkiye'nin altını oyarlardı" diye konuştu.
Devlet Bahçeli, yolsuzluk ve rüşvetin bir ülke ve toplumu içten içe çürüten en ciddi hastalık olduğunu söyleyerek sözlerine şöyle devam etti;
"Hatta diyebiliriz ki, bir devletin çöküşüne yol açan amillerin başında rüşvet ve yolsuzluk virüsü gelmektedir. Rüşvet devlet iradesinin iğfalidir. Aynı zamanda rüşvet; devletin itibarını, kamunun ali çıkarlarını üst düzeyde zedeler. Rüşvet alan ve rüşvet veren milli iradeye karşı taarruza geçmiştir. Şu kadar ki, rüşvet devletin ve milletin selametine karşı işlenmiş en ağır cürümdür. Malumlarınız, Türkiye 141 gündür rüşveti konuşmaktadır. Türk milleti 141 gündür iktidarı gölgeleyen yolsuzluk tartışmalarıyla kilitlenmiştir. AKP hükümeti rüşvetçilerin limanı, haram yiyenlerin konağı, soygun ve yağma işine soyunanların sığınağı haline gelmiştir. 17-25 Aralık hadisesi Başbakan'ın maskesini düşürmüş, keyfini kaçırmış, ayarını bozmuştur. Başbakan; 700 bin liralık saati koluna takan, hava sahamızda kaçak altınların fırıl fırıl dolaşmasına rüşvet karşılığı müsaade eden Ekonomi eski Bakanı'nın hesabını hala verememiştir. İranlı hayırsever dostunun önüne yatmaktan dolayı rüşvete boğulan, bir trilyonu üç beş kuruş gören evladıyla birlikte parayla vatandaşlık dağıtan İçişleri eski Bakanına gerekli müdahaleyi yapamamıştır. Yüzsüzce, arsızca, namertçe 30 Mart'ta Balkona çıkarıp selamlattığı çikolata kutularında, elbise kılıflarında, çantalarda rüşvet alan, akara makara karakterli AB eski Bakanına 'bu ne iştir, ne yaptın sen' diyememiş, aksine sahiplenmiştir. Çünkü Başbakan bunların kıdemli üstadı ve yolsuzluğun ustabaşıdır."
Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın oğlu ile birlikte villasındaki para sıfırlama trafiğini, milyarları eritme telaşını dublaja bağlamadan, başörtüsüyle ilişkilendirmeden, lafı imam hatibe getirmeden mertçe izah ve itiraf etmesi gerektiğini öne sürdü. MHP Genel Başkanı, şunları söyledi:
"Başbakan, önce işadamlarından aldığı haracın, medyaya koyduğu ambargoyla, alo hattında soytarıya çevirdiği sözde gazeteci ve kalem sahipleriyle ilgili günah çıkartmalıdır. Ve Başbakan önce cari açığın yüzde 15'ni kapattığını Türk bayraklı arka plan sahnesiyle açıklayacak kadar aklını yiyen İranlı rüşvet tellalının bedelini ödemelidir. Cari açığın yüzde 15'ini telafi eden şarlatanın, şu işe bakınız ki, vergi rekortmenleri listesinde esamisi dahi okunmamaktadır. Başbakan'ın zenginleştirdiği ve servet sahipliğinde ilk onda bulunan yeni yetme işadamları vergi veren ilk yüz arasında yer almamaktadır. Bunlar rüşvetçilikte marka olmanın yanında, vergi kaçırmada da zirveye tutunmuşlardır."
TBMM'de 5 Mayıs pazartesi günü Meclis Genel Kurulu'nda 4 eski bakan hakkında Meclis Soruşturması açılmasına ve Soruşturma Komisyonu kurulmasına ilişkin önerge görüşüldüğünü anımsatan MHP lideri Bahçeli, TBMM'de yapılan görüşmelerin milletten kaçırıldığını 4 eski bakanının dosyasının gizlendiğini ileri sürdü.
KÜRSÜDE ÖMER HAYYAM'IN ŞİİRİNİ OKUDU
Bahçeli, TBMM Genel Kurulu'nda haklarında fezleke olan bakanlar yaptıkları konuşmaları değerlendiren Bahçeli şu ifadeleri kullandı;
"Eski bakanlar iddiaları pişkince reddetmişlerdir. Üstelik bir de ahlak, adalet ve insanlık dersi vermeye kalkışmışlardır. Suçlamalara iftira demişlerdir. Ve darbe diyerek reddetmişlerdir. Anlaşılan Başbakan Erdoğan bakanların konuşma metinleri üzerinde tahsis ve ilaveler yapmıştır. Rüşvet alıp verdikleri güçlü kanıt ve emarelerle belli olan bu bakanların kendilerini savunmak adına düştükleri haller hakikaten de çok acıklıdır. AB eski Bakanı'nın konuşmasında, başörtüsünden irticaya kadar aklına ne geliyorsa girip çıkması ahlaksızca bir saptırmadan başka bir şey değildir. Ekonomi eski Bakanı'nın Haçtan Umre'ye kadar dini duyguları sömürme teşebbüsü tıpkı Başbakan'a has bir alışkanlık olarak hafızalarda kalmıştır. Şu kepazeliğe bakınız, Başbakan ve çevresi; Çalıyorlar, çok şükür diyorlar. Soyuyorlar, elhamdülillah diyorlar. Kul hakkını gasp ediyorlar, inşallah, maşallahla avunuyorlar. Hortumluyorlar, Allah bes, baki heves, Allah bize yeter, diyorlar. İhanet ediyorlar, başörtüsüne bürünüyorlar. İftira atıyorlar, hukuku siyasallaştırıyorlar, kurban olduğum Allah verdikçe veriyor diyorlar. Milleti 36'ya ayırıyorlar, Kevser Suresi'yle ahkam kesiyorlar. Sorarım sizlere, günahla sevap ne zaman yer değiştirdi? Şeytani emellerle rahmani duruş ne zamandan beri birbirine karıştı? Beytümal'a el uzatanların, devlet malına göz koyanların 'Gulul Suçu' işlediklerini söyleyip bunların cenaze namazını dahi kılmayan Efendimizi siyasete malzeme yapmak nasıl bir cürettir? Buradan Başbakan'a, 4 eski bakana ve yandaş taifeye büyük şair Ömer Hayyam'ın şu ibretlik dizeleriyle seslenmek istiyor, sonuç çıkarmalarını ısrarla tavsiye ediyorum: İçin temiz olmadıktan sonra, - Hacı hoca olmuşsun, kaç para! - Hırka, tespih, seccade güzel, - Ama Allah kanar mı bunlara? Şimdi ben de soruyorum sizlere, milleti kandırandan, vicdanları kanatandan, Allah'la aldatandan, dini mesajları, manevi duyguları sinsi niyetlerine alet edenden Cumhurbaşkanı olur mu? Damarlarında rüşvetin haram lokması gezen günahın başaktörüne Cumhur'a başlık yakışır mı? İranlı Zarrapla yüzgöz olana, günah denizinde gemicik yüzdürenlere devletin zirvesi helal midir?"
"SONA YAKLAŞTIĞIMIZI DA BELİRTMEK İSTİYORUM"
Bahçeli, Bazı basın organlarında Başbakan Erdoğan'ın şimdiden Cumhurbaşkanı ilan edildiğini ifade ederken, bu durumu eleştirdi. Kendi adaylarını belirleme sürecinde sona yaklaştıklarını söyleyen MHP lideri şu ifadeleri kullandı;
"Henüz takvimi dahi işlemeye başlamamış bir seçimle ilgili bugünden şöyle olacak, böyle olacak demenin milli egemenliği inkarla eşdeğer olduğu hiç mi fark edilmez? Cumhurbaşkanı Seçim sürecinde muhalefetin etkisiz, yetersiz ve görevini yapmadığı isnadında bulunanlar acaba bize neyi kabullendirmeye, neyi benimsetmeye çalışmaktadır? Bizim önerimiz, Başbakan Erdoğan'ın yüzde 51 ile Cumhurbaşkanı olacağı kehanetinde bulunanlara YSK'nın duyarsız kalmaması, bugünden yeni Cumhurbaşkanını ilan etmesidir. Muhalefeti eleştirerek iktidarın açık ve eksikliklerini kapatmaya atılan bu zavallılar meşgale arıyorlarsa, uğraşacak ve didişecek konu istiyorlarsa Recep Tayyip Erdoğan'dan yeni bir randevu almaları yeterlidir. Bize görev hatırlatması yapanların çok yakın zamanda mahcubiyetten başları öne eğilecektir. Ve muhalefetin adayını merak edenler gerçekte bizim Cumhurbaşkanı Seçimi'nden zaferle çıkacağımızdan ürken ve korkan ısmarlama aydınlardan başkası da değildir. MHP Cumhurbaşkanlığı görevine layık, herkesi kucaklayacak, milletimizin tüm değerlerini taşıyan, kimseyi ayırmayan, kimseyi dışlamayan, iyi yetişmiş ve nitelikleri itibariyle göz dolduracak çok değerli bir ismi Allah'ın izniyle aziz milletimizle buluşturacaktır. Hatırlatıyorum ki, biz de kendi mekanizmalarımızı ve istişare kanallarımızı çalıştırarak en uygun, en doğru ve en akla yatkın adayı tespitle uğraşıyoruz. Bu çerçevede sona yaklaştığımızı da belirtmek istiyorum. MHP'nin gündeminde kendi adayını çıkarmak ve büyük Türk milletine önermek vardır. Hasılı diyeceğim odur ki, Sayın Başbakan fazla sulanma, fazla şartlanma, fazla havaya girme, hem vallahi hem billahi senden Cumhurbaşkanı olmaz, bu makam sana uymaz. Hiç kimse merak etmesin, 10 Ağustos, 29 Ekim'den intikam almak için kuyruğa girenlerin hayal kırıklığı yaşayacağı gündür. 10 Ağustos'ta, değilse bile 24 Ağustos'ta kazanan Türk milleti olacak ve Çankaya'da fitne sofrası kurulamayacaktır. MHP bu süreçte Türkiye'nin yüzünü kara çıkarmamak, milletimizin desteğini heba etmemek amacıyla her mücadeleyi verecek, devletin tepesini ona buna peşkeş çektirmeyecektir."

(BY/İD) (FOTORĞAFLI)
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.