Öne Çıkanlar esed Diplomatik son dakika haberleri gündem haberleri korkusuz medya Türk obüsleri seçim şarkısı Paris İstinaf Mahkemesi

Bu haber kez okundu.

Bahçeli : Baro Başkanı Çalmiş, Başbakan Oynamıştır

Fırat KESKİNKILIÇ / ANKARA, () - MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında Danıştay'ın 146. kuruluş yıldönümü etkinliğinde TBB Başkanı Metin Feyzioğlu ile Başbakan Erdoğan tartışmasına değindi. Bahçeli, "Baro Başkanı çalmış, Başbakan oynamıştır" dedi.

Bahçeli, "Danıştay'ın 146. kuruluş yıldönümü törenlerinde yaşanan ve devlet adabının, devlet ahlakının, devlet protokol kurallarının yerlere serildiği sahneler bunun en son örneğidir. Başbakan'la Türkiye Barolar Birliği Başkanı arasında yaşanan söz düellosu, edep ve haya sınırlarını ihlal eden dalaşma kesinlikle tasvip edilemez çirkinliktedir. Bu yüzden siyasi seviye ve medeni tutum Danıştay Salonu'nda iflas etmiştir. Burada hukuk yutkunmuş, adalet bir kez daha yara almıştır. Bize göre meseleye tek taraflı ve tek yönlü yorum getirmek doğru olmadığı gibi, objektif kriterlere de uymayacaktır. Üstelik Başbakan'la Türkiye Barolar Birliği Başkanı arasında geçen tartışma zinciri birçok açıdan sorgulanmaya açıktır. Başbakan Erdoğan, Danıştay'a geldiği esnada Baro Başkanıyla sıcak, samimi ve dostane bir şekilde tokalaşmıştır. Bu ikili gülücükler eşliğinde hasret gidermiştir" dedi.

"BİR SAATE VARAN KONUŞMASIYLA SABIRLARI ZORLAMIŞTIR"

Bahçeli, "Hatırlanırsa, Başbakan'la Baro Başkanı 4 Ocak 2014 günü Dolmabahçe'de sürpriz bir şekilde buluşmuş ve yeniden yargılama konusunu görüşmüşlerdir. Arkasından, Başbakan Dolmabahçe trafiğinin olumlu olduğunu, Baro Başkanı da yapıcı bulduğunu açıklamıştır. Hatta Baro Başkanı bazı ricalarını da Başbakan'a iletmiş ve çok ilgilendiğini sevinç içerisinde duyurmuştur. Çok değil, yaklaşık 4 ay evvel böylesine yakınlaşan, böylesine birbirine muhabbet besleyen ikilinin şimdilerde tam aksi istikamete savrulması bizim açımızdan kuşku vericidir. Türkiye Barolar Birliği Başkanı'nın Danıştay'ın kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşma; ilk izlenimlere bakılırsa, Başbakan'ın damarına basmış, aralarının açılmasına sebebiyet vermiştir. Yıllardan beri yargı organlarının açılış veya kuruluş yıldönümlerinde Türkiye Barolar Birliği Başkanı kendisine ayrılan süre kapsamında konuşma yapmaktadır.Bu işin doğası gereğidir. Ancak Baro Başkanı Danıştay'daki konuşmasını hem süre, hem sınır, hem de kapsam açısından uzun tutmuş, kendisine verilen demokratik imkânı istismar etmiştir. Şüphe yok ki, Baro Başkanı Danıştay'ın kuruluş yıldönümünün anlam ve önemine uygun hareket etmemiş, bir saate varan konuşmasıyla sabırları zorlamıştır. Bu çok açık bir gerçektir" diye konuştu.

"BARO BAŞKANI ÇALMIŞ, BAŞBAKAN OYNAMIŞTIR"

Bahçeli, "Yüksek yargı organlarının özel ve kutlama günleri siyasete ayar verilecek ucuz yerler değildir ve böyle de görülmemelidir. Her önüne gelen siyasi terziliğe soyunamaz, işgal ettiği kürsüyü fırsat bilerek polemik yapamaz, yapmamalıdır. Bu itibarla Baro Başkanı'nın ucu açık, her konuya girip çıkan konuşması alenen kışkırtıcıdır. Anayasa Mahkemesi'nin 52. Kuruluş Yıldönümünde eleştiri yağmuruna tutulan ve bundan dolayı zorda kalan Başbakan, yeni bir yarma harekâtına sessiz kalamamış, Barolar Birliği Başkanı'nın gollük pasını kendince iyi değerlendirmiştir. Baro Başkanı'nın konuşmasında sıra Cumhurbaşkanlığına gelince Başbakan Erdoğan birden bire parlamış ve oturduğu yerden kürsüdeki konuşmacıya müdahale etmiştir. Başbakan Erdoğan öfke patlaması yaşamış, neredeyse Barolar Birliği Başkanı'nın üzerine yürümek için yerinde kalkmaya bile teşebbüs etmiştir. Pek tabii olarak, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'nda zedelenen itibarını, yara alan prestijini tekrar kazanmak için sözüm ona kavga moduna geçmiştir. Barolar Birliği Başkanı'nın kendini beğenmiş tarzı, provakatif ve her satırı siyaset kokan açıklamaları Başbakan'ı tahrik etmiş ve kızdırmıştır. Kısaca söylemek gerekirse, Baro Başkanı çalmış, Başbakan oynamıştır" dedi.

"DANIŞTAY'DAKİ KÖRDÖVÜŞ DEVLET CİDDİYETİNİ, DEVLET ADAMLIĞINI BUHARLAŞTIRMIŞTIR"

"Danıştay'da herkes rolünün icabını yapmış, mayasının ve mizacının gereğini yerine getirmiştir" diyen Bahçeli şunları söyledi; "Başbakan'ın Baro Başkanı'nın konuşmasının son anlarında müdahil olarak ortalığı velveleye vermesi, önceden ayarlanmış, önceden çalışılmış ve önceden ana hatları çizilmiş kof ve bayat bir oyunun sahnelenmesinden başka bir şey değildir. Ne var ki Başbakan'ı siyaseten tahkim eden karşılıklı laf yarışı devletin saygınlığına gölge düşürmüştür. Gerçi biz Başbakan'ın ne kadar tahammülsüz birisi olduğunu çok iyi biliyoruz. Başkalarına edep uyarısı yaparken, kendisinin edeple yollarını nasıl ayırdığını da değişik bahanelerle gördük, görüyoruz. Danıştay'daki dramatik tören, ister mizansen, ister kurgu, ister proje, isterse de anlık gelişen bir olay olsun, kesinlikle skandaldır, kesinlikle sokak jargonuyla söz kesenlerin ayıbıdır. Normal şartlarda, Başbakan konuşmacıyı sağduyu ve olgunlukla dinlemesi gerekirdi. Katılmadığı, onaylamadığı, doğru bulmadığı, ağrına giden herhangi bir taraf varsa, ya bunu konuşmacı kürsüden indikten sonra direk kendisine söylemeli ya da yalaka medya vasıtasıyla iletmeliydi. Ne var ki Başbakan oturduğu yerden şeklen öfkelenmiş ve yüzü kıpkırmızı kesilerek gündemi lehine çevirmek istemiştir. Şayet Başbakan katıldığı toplantılardaki konuşmacılara artık doğrudan müdahale edecek bir psikolojiye sahipse, tavsiyemiz, sinirlerini kontrol ettirmesi, mümkünse de istirahate çekilmesidir. Başbakan yakında Meclis Grup salonlarını basmaya kadar işi götürürse kimse şaşırmamalıdır. Alo Fatih, Alo Mustafa, Alo Nermin hatlarıyla ile bunu zaten bir nebze yapmıştır. Başbakan etrafına sataşmayı alışkanlık haline getirmesi kendisine zarar verecektir. Başbakan'ın neye ve kime hizmet ettiği muamma olan Baro Başkanı'nın sözlerini bu kadar ciddiye alması, danışıklı dövüş şeklinde hazırlandığı belli olan kavga sahnelerinin foyasını açığa çıkarmıştır. Bizi daha da düşündüren Başbakan'ın Danıştay Salonu'nda devlet erkanını oyuncağa çevirmesidir. Cumhurbaşkanı'nın bulunduğu bir salon ve ortamda, protokol kurallarının uygulanış şekli bellidir. Herhangi bir toplantı veya törenin evsahibi kim ya da hangi kurum olursa olsun, eğer Cumhurbaşkanı orada hazırsa herkes buna uygun hareket ve riayet etmekle mükelleftir. Cumhurbaşkanı, bulunduğu salonu terk etmeden devlet ve siyaset adamlarının kalkıp gitmeleri terbiyesiz eksikliğidir. Başbakan'ın düzmece kavga sahnesinde, ayağa kalkarak başta Sayın Gül'e el hareketleriyle dışarıya davet etmesi büyük bir nezaketsizliktir. Sayın Cumhurbaşkanı'nın bu duruma düşmesi de ayrıca talihsizliktir. Başbakan Erdoğan herkesi “patron benim, benim dediğim olurö ima ve dayatmasıyla hizaya sokmuştur. Bu Türk devlet geleneğinin inkârıdır. Sayın Gül'ün ve Sayın Genelkurmay Başkanı'nın, Başbakan'ın ardı sıra çıkıp gitmeleri kendileri adına hüsran ve utanç vericidir. Başbakan Erdoğan'ın arkasına bakmadan, hiçbir saygı kuralı gözetmeden tepkisini dışa vurarak yürüyüp gitmesi bir defa Sayın Gül'e ve salondaki muhterem dinleyicilere aşırı ölçüde kabalıktır. Danıştay'daki kördövüş devlet ciddiyetini, devlet adamlığını buharlaştırmıştır. Başbakan'ın, devleti Hababam Sınıfına çevirmeye ne hakkı vardır? Başbakan madem Barolar Birliği Başkanıyla lafta sürtüşmüş, madem konu Cumhurbaşkanlığı'na gelince nevri dönmüştür, o halde Sayın Gül niçin böylesi bir maskaralığa ortak olmuştur? Böylesi bir traji komik bir tiyatroda Sayın Cumhurbaşkanı'nın ne işi vardır? Cumhurbaşkanlığı her rüzgara yelken açacak, her akıntıya kapılacak, her maskaralığa göz yumacak bir görev midir? Cumhurbaşkanlığı; onun bunun arkasından sürüklenecek kadar işlevsiz, etkisiz ve edilgen bir makam mıdır? Başbakan Erdoğan ali kıran baş kesen, onu takip edenler de seve seve baş vermeye hazır iradeleri tutsak edilmiş zavallı bir güruh mudur? Başbakan Erdoğan ve yandaş zümre Danıştay'daki hadiseyi fırsat bilmiş ve her yönüyle siyasete malzeme yapmıştır. Havuz medyası hep bir ağızdan manşetlerini Danıştay vakasıyla süslemiştir."

"CUMHURBAŞKANLIĞI GÖREVİ SANA DÜŞMEZ"

Bahçeli, "Danıştay'daki rezilliğe van minute diyebilmek için insanın zihinsel özrü olması yeterlidir. Görüyorsunuz, 30 Ocak 2009'da Davos'taki sahtekârlığın bir benzeri 10 Mayıs 2014 tarihinde tekrarlanmak istenmiştir. Çünkü Başbakan'ın buna ihtiyacı vardır. Yıllardan beri Davos'taki mizahı kullanmış, bundan geçinmiştir. Fakat ortada bir sorun vardır. O da şudur: Barolar Birliği Başkanı Şimon Peres, Barolar Birliği de İsrail değildir. Küstah ve köhnemiş yandaşlar yeni bir van minute serüveni için emir alsalar da buna inanacak kimseler kalmamıştır. Başbakan'ın işi gücü yalan ve riyadır. Cumhurbaşkanı olmak için her düzeneğin, her kumpasın mimarı olmaya taliptir. Sanki Türk milleti Başbakan'ın tebaasıdır. Sanki Türkiye Cumhuriyeti Başbakan'ın babasından kalma çiftliğidir. Sanki Türk vatanı Başbakan'ın kupon arazisidir. Güya Başbakan haksızlıklara itiraz ediyormuş. Güya Başbakan edepsizliklere dayanamıyormuş. Aşırı tepkisinin altında da bu özellikleri yatıyormuş. Bunların hepsi boş laf, bunların tamamı palavradır. Başbakan Erdoğan haksızlık yapan birisini arıyorsa içtiği sudan yansıyan simaya bakmalıdır. Cumhurbaşkanı olamayacağını şimdiden gören bu şahıs gittikçe çirkefleştiğinin farkına varmalıdır. Çok cepheli sürdürdüğü husumet mücadelesini her geçen gün derinleştirmekte ve genişletmektedir. Başbakan ister Anayasa Mahkemesi'nde bardak gibi dolsun, ister Danıştay'da eften püften şekilde boşalsın; isterse de Dolmabahçe'de avucuna aldıklarıyla orta oyununda figüran olsun, Cumhurbaşkanlığı kendisine on gömlek bol gelecektir. Sayın Başbakan artık çırpınma, uğraşma, tezgâhlarınla bu milleti yorma. Yalvarsan da, yakarsan da, kızsan da, köpürsen de, değil ikincisini yüz kere van minute parodisi yazsan da senden bir yol olmaz, Cumhurbaşkanlığı görevi sana düşmez" dedi.

"CUMHURBAŞKANI HERKESİN, YANİ CUMHURUN BAŞIDIR"

Bahçeli, "Cumhurbaşkanlığı kimsenin tapulu malı değildir. Cumhurbaşkanlığı hiçbir ideolojinin, hiçbir zümrenin, hiçbir çıkar grubunun emanet ve emrinde de olamaz, olmamalıdır. Bu yüksek makam milletimizin tertemiz sinesinin en canlı timsali, en hayati temsil merciidir. Aynı zamanda Türk milletinin asırlar süren varlık mücadelesinin süzülmüş, damıtılmış ve belirli kurallara dökülmüş halidir. Çankaya; ümitlerimizi boğan felaketlerden sonra Aziz Atatürk'ün millet iradesiyle açtığı zafer sayfalarının sonuç kısmıdır. Birlik ve beraberliğimizin simgesi, milletçe sahip olduğumuz ülkülerin taşıyıcısıdır. Bugüne kadar Çankaya'ya çıkan 11 Cumhurbaşkanı'nın görevlerini layıkıyla yapıp yapmadığı konusunu tahlil ve tefekkür etmek şu an için yapacağımız bir şey değildir. Kaldı ki bu başka bir tartışma ve gündem konusudur. Tarih ve tarihçilerimiz bu çerçevede gerekli ve doyurucu cevabı mutlaka verecektir. Önemli olan dünden çıkardığımız sonuçlarla geleceğe bakmaktır. Cumhurbaşkanı Türk milletinin vicdanı, Türk devletinin ana karargâhıdır. Cumhurbaşkanı herkesin, yani Cumhurun başıdır. Doğal olarak bu kutlu mevkii, bütün Türk vatandaşlarının aynası ve çatısıdır. Çankaya'da ayrımcılık, önyargı, sübjektif bakış, siyasi tarafgirlik, etnik ve mezhep yandaşlığı olamayacaktır.Türkiye'nin tüm güzellikleri, milletimizin tüm değerleri, geçmişten geleceğe tüm arzularımız Cumhurbaşkanı'nın şahsında toplanmalı ve kaynaşmalıdır. Kökeni, yöresi, anasının dili ne olursa olsun, Türk milletine mensubiyetten onur duyan, şanlı bayrağımızın altında yaşamaktan iftihar eden, aynı vatanda nefes almaktan gururlanan herkesin, her kardeşimin sözcüsü Cumhurbaşkanı'dır" diye konuştu.

"MİLLETİMİZ ORTAK ÇATIDAN DÜŞÜNCESİNDEN FAZLASIYLA UMUTLANMIŞTIR"

"Cumhurbaşkanı azaltan değil çoğaltandır" diyen Bahçeli şöyle devam etti; "Cumhurbaşkanı bölen değil bütünleştirendir. Cumhurbaşkanı ayıran değil kucaklayandır ve böyle olmalıdır. Cumhurbaşkanı bir bölgenin, bir kesimin, bir yüzdenin, bir kitlenin değil, ezcümle Türk milletinin tamamının hak ve hukukuyla anlam bulandır, bulmaya zorunlu olandır. Hakkâri Yüksekova'da yaşayan Kürt kökenli kardeşlerimizle İstanbul Bayrampaşa'da yaşayan Boşnak kökenli vatandaşlarımızın ortak paydası, ortak çatısı, ortak gayesi Cumhurbaşkanı'dır. Cumhurbaşkanlığı Diyarbakır'ın Lice ilçesindeki Mehmet'in hayalleriyle İzmir'in Karşıyaka ilçesinde ikamet eden Ahmet'in hedeflerini buluşturan, birlik ve dirliği sağlamlaştıran tarihi bir vazifedir. Cumhurbaşkanı Türk vatanı üzerindeki manevi el, manevi güvencedir. Türk milletinin en saf, en temiz, en doğal, en halisane hasletlerinin billurlaşması gereken şahıstır. Gazi Mustafa Kemal'in, 1 Kasım 1927'de ikinci kez Cumhurbaşkanı seçildikten sonra yaptığı konuşmasında; “Cumhurbaşkanlığı; Türk milletinin fazilet, doğruluk ve isabet niteliklerini gösterir' sözleri de buna atıftır. Biz bu duygu ve düşüncelerle Cumhurbaşkanı milli iradenin ortak çatısı, ortak yüzü, ortak refleksi olsun dedik. Milletimize bu öneriyi getirdik. Milliyetçi olsun, muhafazakâr olsun, manevi değerlere sahip olsun, laik olsun, demokrat olsun diyerek ortak çatı adayının hangi kriterlere haiz olacağını söyledik. Herkesin benimseyeceği, 'işte aradığım bu' diyebileceği bir Cumhurbaşkanı modelinin tercümanı olduk ve bunu da ortak çatı ifadesiyle kavramsallaştırdık. Hamd olsun bu teklifimiz büyük ölçüde makul bulunmuş ve ilgi görmüştür. Milletimiz ortak çatıdan düşüncesinden fazlasıyla umutlanmıştır."

"ORTAK ÇATI ADAYI, TOPLUMUN HER KESİMİNE HİTAP EDENDİR"

Bahçeli, "Ortak çatı adayı, toplumun her kesimine hitap edendir. Ortak çatı adayı, milletimizi tümüyle kavrayandır. Ortak çatı adayı, herkesi bağrına basan ve ruhunda eritendir. Bizim ortak çatı önermemiz; 'herkes eşittir Türkiye' inanç ve kararlılığına dayanmaktadır. Fakat hala ortak çatı teklifimizi anlamlandırma zorlukları çekenler vardır. Şunları açık açık söylemeliyim ki; Bizim çağrımız Kandil'le iş tutanlara değildir. Bizim çağrımız İmralı'da nöbet bekleyenlere değildir. Bizim çağrımız BOP'a kulluk yapan meymenetsizlere değildir. Bizim çağrımız PKK'ya teslim olan buruşmuş zihinlere değildir. Bizim çağrımız bölücülüğe demir atan hainlere değildir. Bizim çağrımız millet aleyhine sefil ve fena emellere sahip olan kötülere değildir. Bizim çağrımız rüşvete ve yolsuzluğa peştamal bağlayan mükerrere bağlamış hırsızlara değildir. Bizim çağrımız büyük Türk milletinin bizatihi kendisine, bizatihi ruhunadır. Teklifimizin kaynağı tarihtir. Teklifimizin sütunları kardeşliktir. Teklifimizin özü milli ve manevi değerlerdir. Ortak çatının ana ve vazgeçilmez ilkesi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığında anlam bulmuş topyekûn herkesin birlik ve dayanışma duygusudur. Kuruluş ilkelerinin devamlılığı için ortak çatı şarttır. Türkiye'nin yeniden ayağa kalkması için ortak çatı cankurtarandır. Kimin hangi partiye oy verdiği önemli değildir. Kimin hangi siyasi aidiyete sahip olduğu mesele değildir. Önemli olan millet için, devlet için, vatan için, bayrak için, gelecek için bir araya gelebilmek, Türkiye'nin kurtuluşunda pay sahibi olabilmektir. Allah'ın izni ve rızasıyla, Türk milleti asgari müştereklerinden ödün vermediği müddetçe belirlenecek ortak çatı adayı Çankaya'nın 12. değerli ismi olacaktır. İşte bizim hedefimiz bunu tesis etmeye yöneliktir. Bu, partiler üstü bir amaçtır" diye konuştu.

"SIKIŞTIĞIN 17-25 ŞİFRELİ KÜPLERDEN SENİ ÇIKARTARAK İNŞALLAH ADALETE TESLİM EDECEĞİZ"

Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü; "Teklifimiz ABD menşeli olmadığı için aradıklarını bulamayanlar kendilerini hemen ele vermişler, yabancı hayranlığından kurumuş koruluğa dönenler deşifre olmuştur. Türkiye'nin seçmen profilini baz alarak bütünleyici, kucaklayıcı ve siyasi krizlerden medet ummayan bir aday düşüncemiz birilerini kıvrandırmıştır. Bunların yüreklerine adeta ateş düşmüş, sakinleşmeleri için de saldırmaları gerekmiştir. Yandaş kalemler harıl harıl fitne taşları döşerken, Başbakan ve tetikçi sözcüleri hemen durumdan vazife çıkarmışlardır. Çizdiğimiz üçgenleri anlamayan taş kafalar bizi Pisagor'a benzetmiş, cebirden geometriye geçtiğimizi iddia etmişlerdir. Allah korusun, fiziken Ankara'da, aklen ve kalben Kandil'deki inlerde yaşayan siyasi mevtaların bizim önerilerimize katılmaları yanlışa düştüğümüzün en bariz kanıtı olacaktır. Doğrudur, biz Başbakan'a cebiri zor da olsa öğretmiş ve bu konuda ufkunu açmıştık. Öyle ki Başbakan fazla havaya girmiş, 61 hesabını güç bela bulmuş ve bundan da siyasi kerametler çıkarmıştı. Fakat Başbakan geometri konusunda bize haksızlık yapmaktadır. Biraz düşünürse geometrik şekillerde kimin usta ve önde olduğunu fazla ipucuna gerek kalmadan çıkaracaktır. Başbakan Erdoğan cetvelden, gönyeden, pergelden yardım almadan şaheser çizimlere imza atmıştır. Mesela yamuk çizmiş, kendisini ve yanındaki hırsızların alayını yamultarak içine tıkıştırmıştır. Dikdörtgen görünümlü ayakkabı kutularına para yığmıştır. Paralel çizgiden paralel örgüt çıkarmıştır. Kare şeklindeki odalara soygundan elde ettiği paraları koymuştur. Daire çizmiş, karakterindeki köşeleri yuvarlaklaştırmıştır. Evet, doğrudur, biz üçgen çizdik ortak çatı adayı teklif ettik; fakat Başbakan yıllardan beri küp üstüne küp çizmiş ve içlerini haram parayla tıka basa doldurmuştur. Götürmenin, yürütmenin, aşırmanın geometrik şekillerinde ekol ve okul olmuş, ünü sınırlardan taşmıştır. Başbakan Erdoğan çatı adayını merakla beklediğini, taşıma suyla çatı kurulamayacağını da söylemektedir. Sayın Başbakan merakını yakında gidereceğiz ve gün gelecek saklandığın, sıkıştığın 17-25 şifreli küplerden seni çıkartarak inşallah adalete teslim edeceğiz" dedi.

"BOKO HARAM ÖRGÜTÜNÜN NEREDEYSE TÜRKİYE ŞUBESİNİ AÇMAK İÇİN KOLLARI SIVAMIŞTIR"

Bahçeli, "10-11 Mayıs 2014 tarihlerinde Diyarbakır'da İslam adına, millet adına kapkara günler yaşanmıştır. İmralı canisinin direktifleriyle, ülke içinden ve dışından yaklaşık 350 bölücünün iştirakiyle sözde Kürdistan Demokratik İslam Kongresi toplanmıştır. Başbakan Erdoğan ve hükümeti, PKK'ların dinimizi istismar konusu yapmasına zemin açmış, bebek katilinin arkasında durmuştur. Artık ihanet sistematik hal almış, tur üstüne tur bindirmiştir. İmralı canisinin Diyarbakır'daki kongreye gönderdiği mesajı hükümet tarafından yerine ulaştırılmış ve siyasi bölücüler tarafından okunmuştur. Bu konu çok mühimdir. En az teröristlerin silahlı eylemi kadar vahimdir. Zannederseniz ki, İmralı'daki cani hidayete ermiş ve 'mümin kardeşlerim' diyerek mesajlarını kaleme almıştır. Başbakan, Nijerya'da 200'ü aşkın kız çocuğunu din adına kaçıran Boko Haram örgütünün neredeyse Türkiye şubesini açmak için kolları sıvamıştır. Yine Başbakan, yüce dinimizi siyasi çıkarları uğruna bozguncuların eline rehin verecek kadar ve çarçur edilmesine göz yumacak kadar alçalmıştır. Başbakan Erdoğan fiilen başkan olabilmek için her değerimizi pazara çıkarmış, manevi duyguları hiç gocunmadan siyasileştirmiş ve bölücülüğe rehin bırakmıştır. Özerkliğe sıcak bakması, İmralı canisiyle örgütü arasında kuryelik yapmaya soyunması başka türlü izah edilemeyecektir" dedi.

"1974 RUHUNUN TEKRAR DİRİLECEĞİNİ HERKESE İKAZEN İLAN EDİYORUM"

Bahçeli, "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 1974'deki Kıbrıs Harekâtı için Türkiye'yi 90 milyon Euro'luk tazminatı üç ay içinde Rum yönetimine ödemeye mahkûm etmiştir. Bu şekilde 40 yıl önceki Kıbrıs çıkarmasının intikamı alınmak istenmiştir. Bu kararı kınıyor, Başbakan ve hükümetinden Kıbrıs Türklüğü'nün varlık ve birlik mücadelesine tereddütlü ve gevşek durmamasını bekliyorum. Başbakan'dan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararını reddederek aynen iade etmesini millet nam ve hesabına istiyor ve bunun da takipçisi olacağımızı tüm taraflara bildiriyorum. Kıbrıs Türklüğü'nün haklı davası için gerekirse 1974 ruhunun tekrar dirileceğini herkese ikazen ilan ediyorum. Konuşmama son verirken, dünyanın en köklü ve en zengin dillerinden birisi olan Türkçe'mizin, Karamanoğlu Mehmet Bey tarafından tam 737 yıl önce bugün, ilk kez resmi dil olarak kabul edilişinin yıldönümünü hayırla yad ediyorum "dedi.

() (FK) 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.