Öne Çıkanlar esed Deprem gibi gelişme! Hanifeden kötü haber! HERKES ŞOKTA! Türk Akımı Ürünleri Somuncu Baba

Bu haber kez okundu.

Kanunî'nin portresi Londra'da satılıyor
  Londra’da önümüzdeki 8 Ekim’de tarihimiz bakımından çok önemli bir mezat yapılacak ve Kanunî Sultan Süleyman’ın sağlığında çizilmiş olan yağlıboya bir portresi açık arttırmaya konacak. Asırlar boyunca özel koleksiyonlarda kalan ve şimdiye kadar bilinmeyen tablo, ilk defa bu mezat sayesinde öğrenildi. Habertürk yazarı Murat Bardakçı o portrenin hikayesini yazdı. 
İşte o yazı:

ÜÇ KOLLEKSİYON DOLAŞTI

Tablo, daha önce üç ayrı yerde, İtalya’daki Monselice Şatosu’nun, İtalyan asillerinden Kont Contini Banacossi’nin ve Amerikalı meşhur sanatsever Samuel Kress’in kolleksiyonlarında yeralmış. Satışı yapacak olan Sothebys, tablonun geçmişi ile ilgili olarak sadece bu kadar bilgi veriyor ve kendilerine nereden ve ne şekilde geldiği konusunda bir açıklama yapmıyor.

Fatih Sultan Mehmed’in İtalyan ressam Gentile Bellini’ye yaptırdığı ve bugün Londra’da muhafaza edilen tablosu kadar, Kanunî Sultan Süleyman’ın yine o devirde yapılmış olan karakalem çizimleri ile madalyonlarının öyküsü sadece sanat tarihçileri arasında değil, konuya alâka duyan herkes için merak konusudur ve Kanunî çizimlerinin geçmişi hakkında ortaya çeşit çeşit görüşler atılmıştır.

‘AA’ RUMUZLU MADALYON

Kanunî Süleyman’ın bilinen en eski siyah-beyaz çizimi, 1471 ile 1528 arasında yaşamış Alman ressam Albrecht Dürer’e aittir ve çizim Fransa’daki Bonnat Müzesi’nde muhafaza edilmektedir. Dürer’in portresini, yine aynı devirde yaşamış olan ve eserlerine “AA” rumuzunu koyan Avrupalı bir bakır oymacının yaptığı Kanunî madalyonu takip eder. Sonraki senelerde hükümdarı gösteren daha başka çizimler, porteler, oymalar da yapılmıştır ve 16. asırda yaşamış olan Venedikli meşhur ressam Titian’ın eserleri de bunlardan bazılarıdır. Sothebys’nin uzmanları, satışa çıkarttıkları tablonun 1455 ile 1538 yılları arasında yaşayan ve İstanbul’da uzun seneler kaldıktan sonra Venedik’e “Doç” yani devlet başkanı olarak dönen Andrea Gritti’nin veya oğlu Alvise Gritti’nin siparişi üzerine yapılmış olabileceğini düşünüyorlar.

RUM METRESTEN DOĞAN ÇOCUK

"Gritti" ailesi sözkonusu olunca, mesele daha da ilginç bir hal alıyor: Andrea Gritti’nin oğlu Alvise, babasının Rum metresinden dünyaya gelmiştir, resmî çocuk değildir, üstelik hayatı boyunca gayrımeşru olarak kalmıştır ama İstanbul’un önde gelen, en meşhur semtlerinden biri asırlar sonra bile hâlen onun ismini taşımaktadır. “Beyoğlu”ndan sözediyorum... Osmanlı yönetimi ile çok yakın ilişkiler kurmuş olan Andrea Gritti, İstanbul’un o zamanlar “Pera” denen semtinde büyük bir konağın sahibidir, uzun seneler o konakta yaşamıştır ve Türkler, Andrea Gritti’ye “Bey”; oğlu Alvise’ye de “Beyoğlu” demektedirler. Babasının Venedik’e devlet başkanı olarak gitmesinin ardından İstanbul’da kalan Alvise de Pera’daki bu konakta yaşamış, saray ile çok yakın ilişkiler içerisinde bulunmuş, hattâ söylentilere göre Pargalı İbrahim Paşa’ya danışmanlık bile yapmış ve konağın bulunduğu semtin ismi de zamanla “Beyoğlu” olmuş ve bugüne kadar bu şekilde devam etmiştir. Londra’da önümüzdeki 8 Ekim’de müzayedeye çıkacak olan Kanunî Sultan Süleyman portresi hakkındaki tahminler, işte böyle...

ACABA TÜRKİYE’YE GELİR Mİ?

Sözkonusu tablo tarihimiz bakımından büyük önem taşımaktadır, zira Kanunî’nin kendi zamanında çizilmiş olan ve bugüne kadar pek bilinmeyen ilk yağlıboya portresidir... Gönül tablonun ait olduğu yere, yani Türkiye’ye gelmesini istiyor ama Türk parası ile 920 bin ile 1 milyon 287 bin lira başlangıç fiyatından arttırmaya konacak ve büyük ihtimalle çok daha fazla meblâğa satılacak olan Kanunî portresine bu kadar parayı verecek bir zengin acaba çıkar mı? Zira, bizde “resim” denince sınırlarımızın dışında, hattâ Edirne’nin birkaç yüz metre ötesinde bile para etmeyen ama fiyatları galeriler tarafından şişirilip rahatça müşteri bulan yerli ressamlara ait çizimler hatıra gelir de...

PADİŞAH PORTRELERİNDEKİ BEŞ ASIRLIK MUAMMA: ÇİZİMLERİN ŞABLONU PİSKOPOS GİOVİO'YA MI AİT?

Fransız tarihçi Jean- François Solnon’un “Le Turban et la Stamboluine” adında mükemmel bir kitabı vardır ve Ali Berktay’ın “Sarık ve İstanbulin” ismi ile mükemmel bir şekilde Türkçe’ye çevirdiği kitapta eskilerin “hurde mâlûmat” dedikleri bir alay ayrıntı yazılıdır. Solnon, kitabının bir yerinde 1552’de Como Gölü sahilindeki malikânesinde ölen Paolo Giovio adındaki kolleksiyoncudan bahseder...

Giovio piskopos olmasının yanısıra sanata da son derece düşkündür ve zamanının önde gelen entellektüellerindendir.

Tarihçilik ve hekimlik yapmış, tabiat bilimciliği ile uğraşmıştır ama asıl şöhretini malikânesinde biraraya getirdiği ve çoğunu sipariş ederek yap tırdığı dörtyüze yakın portrelik kolleksiyonu ile yayınladığı eserler ve özellikle de Latince kaleme aldığı “Elogia”ları, yani biyografileri ile elde etmiştir Como Gölü sahilindeki malikâne sadece bir koleksiyon mekânı değil, o devrin en meşhur özel müzelerindendir ve ziyaretçileri arasında zamanın hükümdarlarının yanısıra kralların Giovo’nun kolleksiyonunu görmeleri için gönderdiği en üst seviyede heyetler de vardır.

ÜNLÜLER RESMİGEÇİDİ

Koleksiyon, Giovo’nun 1552’deki ölümünden sonra dağılmıştır ama bugün Avrupa’nın belli başlı müzelerinde muhafaza edilen bazı portrelerin Como’daki müzeden geldiği düşünülmektedir ve bu portreler arasında Türk hükümdarları gösteren çizimler de vardır. Paolo Giovio, topladığı yahut yaptırdığı resimlerden bazılarını kitaplarında da yayınlamıştır. Birkaç ciltlik “Elogia”- sında, eseri yazdığı senelerde tahtta bulunan Kanunî Sultan Süleyman’a kadar bütün Osmanlı hükümdarlarının portreleri yeralır. Bu portreler de Giovio’nun siparişi üzerine hazırlanmışlardır ve sanat meraklısı piskopos sadece padişah portrelerine değil, Timur’dan Memlük hükümdarı Kansugavri’ye ve hattâ Barbaros’a kadar o devirde tarihe geçmiş diğer Türk ve Müslüman hükümdarlar ile diğer önemli şahsiyetlerin resimlerini de yaptırmıştır. “Elogia”daki portrelerin başta gelen özelliği, daha sonraki devirlerde batılı sanatçılar kadar o asırların Türk ressamları tarafından yapılan hemen hemen bütün çizimlere ilham vermiş olmasıdır. Meselâ, Fatih Sultan Mehmed’i bir elinde gül, diğerinde de mendil ile gösteren ve Şiblîzâde Ahmed’e yahut Sinan Bey’e atfedilen meşhur çizimin aslı, daha doğrusu “master kopyası” da Giovio’nun eserindedir. İşin tuhaf ama tuhaftan da öte olan tarafı, Giovio’nun kitapları ve özellikle de kitaplarındaki çizimler hakkında sanat tarihçilerimizin şimdiye kadar ciddî bir çalışma yapmamış olmalarıdır...

ELLER VE YÜZLER AYNI

Padişah portrelerine bakıldığında, çizim tekniklerinin tamamının bir geleneğin devamı olduğu farkedilir ve bilinen en eski örneklerin başında, Giovio’nun kolleksiyonunda bulunan ve kitaplarında da yayınladığı çizimler gelir. Sonraki asırlarda minyatür değil, “resim” olarak yapılan hemen bütün çalışmalarda hükümdarların görünüşleri, sarıkları ve hattâ ellerinin vaziyeti, hattâ bazen ellerinde tuttukları objeler bile hep aynı şablonun uygulamasıdır ve bu devamlılık asırlar sonra bile aynen devam etmiştir. Padişah portrelerindeki bu enteresan devamlılık, konuyu derinlemesine ele alacak sanat tarihçilerinin ortaya çıkmasını bekliyor.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.