Öne Çıkanlar esed Diplomatik son dakika haberleri gündem haberleri korkusuz medya Türk obüsleri seçim şarkısı Paris İstinaf Mahkemesi

Bu haber kez okundu.

Azerbaycan'ın Kurtuluş Günü

Azerbaycan milli şairi Bahtiyar Vahapzade, Türkiye ile Azerbaycan’ın kardeşliği için, “ Bir ananın iki oğlu” der. Biri Kafkaslarda biri Anadolu’da iki kardeş halk… Tarihin ve coğrafyanın çetin yolunda kan hafızasıyla bağlıdır.
Azeri Türkleri Kafkasya’nın yerleşik halkıdır. Coğrafya kaderdir ve Azerbaycan’ın tarihi Kafkas dağlarının çetin doğasından izler taşır. Kurulduğu günden Sovyetlerden bağımsızlığını kazandığı güne kadar bu kaderi sabır ve sebatla taşımıştır sırtında. Safaviler’le Osmanlı İmparatorluğu arasında kalan Azerbaycan önce Safevi sonra Osmanlı idaresinde yaşamıştır. Ta ki o büyük yenilgiye kadar.
Safevi Dönemi Azerbaycan
Safevi adı Şah İsmail’in dedesi Şeyh Sefiyüddin’den gelmektedir. Aslında Sünni mezhebinden olan Sefiyeddin İlhanlılar döneminde tarikatın merkezi Erdebil’de büyük nüfuz kazanmış ve İlhanlı yönetiminin dikkatini çekmiştir.

Onların namı sadece Azerbaycan’a değil, Irak, Suriye, Anadolu, İran, hatta Belh ve Buhara’ya kadar ulaşmıştır. Safeviler döneminde hâkim zümreden oluşan Türk aşiretleri: Şamlı, Ustaclu, Türkman, Rumlu, Dülkadir, Afşar, Kacar, Tekeli, Humuslu, Talas. 1508 yılında Horasan hariç Azerbaycan, İran, Ağrı Dağına yakın yerlerin tamamı, Irak’ı Arap Safevi hâkimiyetine katılmıştır.
Şah İsmail 1510 yılında Merv yakınlarında Özbek hakanı Şeybani, hanın ordusunu mağlup ederek, Horasan vilayetini eline geçirmiştir. 16. yüzyılın ilk yılının sonlarında Safevi devletinin toprakları Amuderya nehrinden Fırat nehrine kadar uzanmaktaydı.
Safevi ordusu 1514 yılının 23 Ağustosu’nda Maku’nun güney-batısındaki Çaldıran ovasında Osmanlı hükümdarı Yavuz Sultan Selimin ordusuyla başladığı savaştan mağlubiyetle ayrılmış ve geri çekilmiştir.

Osmanlı hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman 1534, 1535, 1548, 1554 yıllarında dört kez Safevilere karşı ilerlemiştir.
12 yıl süren Osmanlı-Safevi ihtilafı 1590 yılında imzalanan anlaşmayla son bulmuştur. O dönemde hâkimiyete gelen Şah Abbas Azerbaycan’ın güney-doğu istisna olmak üzere batıdaki toprakların tamamını Osmanlı imparatorluğuna vermek zorunda kalmıştır.
Osmanlı İdaresi ve Azerbaycan
Osmanlı Devleti XVIII. yüzyıl sonlarında eskiye oranla otoritesini kurduğu topraklarda gücünü kaybetmiştir. Osmanlı Devleti’nin gücünü kaybetmesine bağlı olarak 1739 yılında Nadir Şah’ın öldürülmesi Azerbaycan’ın küçük hanlıklara ayrılmasına sebep olmuştur.
Osmanlı Devleti’ne bağlı yaşayan Azeri nüfusunun üzerinde Rusya ile İran’ın otorite kurma mücadelesine dönüşmüştür. XVIII. yüzyılın sonlarından, XIX. yüzyılın ilk çeyreğine kadar Azeri Hanlıkları kendi aralarında ittifaka girerek varlıklarını sürdürmüşlerdir.

XIX. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Transkafkasya üzerinde Rusya’nın gölgesi yükselmeye başlamıştır. Bu dönemde Azerbaycan coğrafyası; Rus istilası, Rus tahribatı, Rus yağmacılığı ve Rus katliamlarına maruz kalmıştır.
Rus Profesörlerden P. İ. Kovalevsky bu tarihte Rus hayatının çapulculuktan elde edilen ganimete bağlı olduğunu ve bunun için Rusların Azerbaycan’a saldırdıklarını yazmıştır.
Rus İstilası Başladı
Rusya’nın Azerbaycan toprakları üzerindeki hanlıkları birer birer istila etmesi o bölgede çıkarı olan İran Devleti ile Rusya’yı karşı karşıya getirdi. Çünkü Azerbaycan Anadolu ile İran arasında ticari bir yoldu.

Aynı zamanda Azerbaycan, zirai ve yer altı kaynakları açısından zengin bir coğrafyaya sahipti. Bu öneminden dolayı Rusya ile İran’ın Azerbaycan Toprakları üzerinde çıkarları çatışmıştır. Bu çıkar çatışması 1803-1813 yılları arasında Rus- İran savaşlarına sebep olmuştur. Rusya ile İran arasında yapılan savaşa Osmanlı Devleti de taraf olmuş, Osmanlı Devleti savaşta açıkça İran’ı desteklemiştir.
Osmanlı Devleti’nin İran tarafını tutuşu o dönemde Osmanlı İran yakınlaşması sağlamıştır. İngiltere de Rusya’nın güneye inmesini menfaatine bulmadığından Rusya’ya karşı İran’ı desteklemiştir. İran, Osmanlı Devleti ve İngiltere’nin desteğine rağmen yapılan savaşlarda yenilmiştir.
Birinci Dünya Savaşı Dönemi ve Bağımsızlık
Birinci Dünya Savaşı’nın son yıllarında Azerbaycan halkı çok zor günler yaşamıştır. 1918 yılı başlarında Stephan Şamuyan başkanlığındaki Ermeniler üç gün içerisinde sadece Bakü’de üç bin Azeri’yi katletmiştir.

Guba ve Şamahı kentlerinde de yine kıyımlar yapılmıştır. Ermeni Şamuyan 13 Nisan 1918 tarihinde Lenin’e yazmış olduğu mektubunda: “Düşman yok edildi” demiştir. İngiltere’nin Bakü Büyükelçisi de Londra’ya gönderdiği telgrafta: “Bakü’de ölülerden başka Müslüman kalmadı.” şeklinde olayın vahametini gözler önüne sermiştir.
Azerbaycanlıların bu zor dönemlerinde Türk Ordusu yardım elini uzatmış, Doğu Cephesi Kumandanı Kazım Karabekir Paşa Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa’yı 15 bin kişilik kuvvetle Nahçivan üzerinden Bakü’ye göndermiştir.
Bakü’yü alan Türk Askeri Mehmet Emin Resulzade’nin önderliğinde ve Fethali Han Foyiski başbakanlığında Müsavat Hükümetini, Milli Azerbaycan Şurası’nda şura kararı ile resmen kurmuştur.

28 Mayıs 1918’de kurulan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin başkenti Gence idi. Yeni kurulan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin Başkenti Gence iken Azerbaycan hükümeti Türkçeyi Devlet’in Resmi Dili ilan etmiştir.
Yeni kurulan devletin başkanlığına Mehmet Emin Resulzade, Meclis başkanlığına Rusya Müslümanları dayanışma Başkanı Ali Merdan, Başbakanlığa ve Dışişleri Bakanlığı’na Fethali Han getirilmiştir.
Daha sonra Bolşeviklerin elindeki Bakü şehri Türk Askeri tarafından alınarak Azerbaycan’ın yeni başkenti yapıldı. Devlet kurulduktan sonra ülke genelinde yapılan seçimlerde Milli Müsavat Partisi halkın oyları ile iktidara gelerek parti programı çerçevesinde yeni bir Hükümet Programı oluşturmuştur. Yeni Hükümet dış saldırılara karşı kendini koruyabilmek için 20.000 kişiden müteşekkil bir Azeri Ordusu kurulmuştur.

Eğitim ve öğretim işleri için Türkiye’den öğretmen getirtilmiştir. Böylece yeni kurulan Azerbaycan Cumhuriyeti ile Türkiye arasında ilişkiler çok yönlü olarak gelişmeye başlamıştır.
Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, kuruluşundan itibaren büyük engellerle karşılaşmıştır. Gerek sahip olduğu petrol yatakları gerekse Rusya’nın emperyalist politikası, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’ni Rusya tarafından bakıldığında cazip hale getirmiştir. 18 Mart 1918’de azılı bir komünist olan Lenin Bakü’de Komünizmi tesis etmek için görevlendirilmiştir.
Bolşevik İstilası ve Yeniden Esaret...
Lenin görevine başlamasıyla: “Bakü’nün Rusya’dan Ayrılmaz bir parça teşkil ettiğini ve buraların her ne pahasına olursa olsun Rusya’nın elinde muhafaza edilmesi gerektiğini” söylemiştir. Bu cazibe Azerbaycan’ın Rusya tarafından ikinci kez işgal edilip Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin ilga edilmesine sebep olmuştur.

Rusya’nın Azerbaycan’ı 27 Nisan 1920’de işgali ile Bakü’de Bolşevik rüzgârı esmeye başlamıştır. Bolşevikler ve Ermeniler ittifak ederek Azeri Türklerine katliam ve zulüm hareketine girişmiştir.
Azeriler yeterince silah ve teçhizatları olmadığı için Ermeni ve Ruslara karşı koyamamıştır. Ancak zulme uğrayan Azeriler, Türkiye’den daha önce imzalanmış antlaşmalar çerçevesinde yardım istemiştir.
Azerbaycan Türklerinin bağımsızlıklarını kazandıkları dönem de işgale maruz kaldıkları dönem de Anadolu Türklerinin büyük sıkıntılar içinde olduğu döneme rastlamıştır. Buna rağmen Azerbaycan Türklerinin Ruslar tarafından işgal edilmesi karşısında Osmanlı Devleti’nden yardım isteği olumlu karşılanmıştır.

Azerbaycan Cumhuriyeti ile Osmanlı Devleti arasında 4 Haziran 1918 tarihinde iki ayrı anlaşma yapılarak taraflar arasında siyasi, hukuki, ticari, iktisadi ve kültürel sahalarda karşılıklı yardımlaşma kabul edilmiştir.
Kızıl Ordu 27 Nisan 1920 yılında Azerbaycan’ı işgal etmiştir. Rusya tarafından 28 Nisan 1920 yılında Azerbaycan’da “Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti” kurulmuştur. Kurulan cumhuriyetin hükümeti Azerbaycan’da fevri bir yönetimde bulunmuştur.
Toplu tutuklamalar ve katliamlar gerçekleştirmiştir. Bu dönemde Azerbaycan petrolleri yalnız Rusya’ya nakledilmiştir. Azerbaycan petrol zenginliğinden Azeri Türkleri yararlanamamıştır. Bu sayede Rusya ekonomik dar boğazdan kurtulmuştur. Azerbaycan servetleri vahşice talan edilmiştir. Azeri halkı sefil bir şekilde yaşamaya mahkûm edilmiştir.
1930’lu yıllarda ülkede Sovyet yanlılarının güçlenmesi Azerbaycan Türklerinin aleyhine olmuştur. Milli aydınlar, görkemli din âlimleri; Pan-Türkçü, Pan-İslamcı, Türk ajanı damgası ile toplu halde zindanlara atılmışlar, öldürülmüştür.

Bu dönemde Bolşevik uygulama ve baskıları sonucu 29.000 Azerbaycan Türkü öldürülmüştür. Rusların Azerilere karşı vahşet uygulamasında o dönemde özellikle Rus yönetiminin yüksek kademelerine kadar gelen Ermeniler büyük rol oynamıştır.
Kültürel manada ise Ruslar, Azerileri özellikle İslami Kültürlerinden koparıp Sovyet kültür potası içerisinde eritmeyi hedeflemiştir. Ruslar, Azerbaycan üzerindeki bütün politikalarını bu amaç çerçevesinde şekillendirmiştir.
Bu politikalar neticesinde Azerbaycan’da İslami kültürel değerleri yaşamak, örf ve âdetleri devam ettirmek kanunen yasaklanmıştır. Bu yasağa uymayanlar ise ağır bir şekilde cezalandırılmıştır.

Böylece İslamiyet Azerbaycan’da adı bilinen sembolik bir din haline getirilmiştir. Azerbaycan’da İslamiyet’in gericiliğin simgesi olduğu, insanları ilerlemekten alıkoyan bir afyon olduğu tezi kabul ettirilmeye çalışılmıştır.
Okullarda İslamiyet yerine Ateistlik Azeri öğrencilerine aşılanmıştır. Hatta okullarda verilen ateistlik dersleri ile de yetinilmemiş Azeri yetişkinlerine ateistlik kursu tertip edilmiştir.
Bahtiyar Vahapzade’nin Ezan Şiiri

Sovyetler Birliği’nde meydana gelen Ağustos 1991 darbesinden sonra ülke genelindeki çözülmeler arttı. Azerbaycan’da ise Mehmet Emin Resulzade tarafından başlatılan birlik ve beraberlik içerisindeki bağımsızlık hareketi çığ gibi büyüyerek Azeri Halkını tek bir gövde haline getirilmiştir.

Azerbaycan Halk Cephesi Lideri Ebulfeyz Elçi Bey: “Azerbaycan Milli Cumhuriyeti bayrağında yer alan renklerin milli ülkülerini sembolize ettiğini, AHC kuruluş gayesinin Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün ve tam egemenliğinin tesis edilmesinin sağlanması olduğu, bunun Azerbaycan Halkı’nın temel gayesi olduğunu bildirmiştir.”
Şubat 1991’de Azerbaycan Meclisi’nin kararı ile ülkenin adı Azerbaycan Cumhuriyeti101 olarak adlandırılmıştır. Böylece Azerbaycan’a giren Rus tankları “ özgürlük” hareketini ezememiş, nihayet Azerbaycan 18 Ekim 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan etmiştir. Âli Sovyet (Yüksek Meclis) 18 Ekim 1991 tarihindeki Azerbaycan bağımsızlık bildirgesini kabul edilmiştir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.