Öne Çıkanlar esed Kiev Olimpyat Stadının skor tabelasında yapılan deneme sırasında ortaya çıkan görüntü Son Dakika! Sakaryada Karasu Devlet Hastanesi Karantinaya Alındı: Hastalar Tahliye Edildi El Şebab lideri Ahmed Diriyeden küstah Türkiye açıklaması Bursalılar

Bu haber kez okundu.

Ayasofya efsaneleri...
İstanbul'un sembollerinden biri olan Ayasofya'yı, Roma İmparatoru Constantinus 360'da ahşaptan yaptırdı. Nika İsyanı sırasında (532) yanınca, İmparator Iustinianus kârgir yaptırdı. 537'de ibadete açıldı. Şimdiki bina budur. Aya+Sofia, "ilahi hikmet (bilgi)" demektir. Bu da Hazret-i İsa'nın bir vasfıdır.


Rivayete göre Iustinianus, rüyasında bir azizin, kendisine gümüş bir levha üzerinde Ayasofya'nın resmini gösterdiğini görmüş; mimar da o gece aynı rüyayı gördüğünü anlatınca, bu manevî işaret üzerine inşaata başlanmıştı. Yegâne Ayasofya bu değildir. Bizans hâkimiyetindeki nice şehirde aynı adı taşıyan mabedler vardır. Ama hiçbiri İstanbul'daki kadar muhteşem ve meşhur değildir.

Bizans zamanında bütün merasimler ve dinî toplantılar burada yapılırdı. Zamanında dünyanın en büyük kubbesine sahip olmakla şöhret bulmuştur. Işık ve ses düzeni muazzam olan bu mabedi görenler, hayranlıklarını gizleyememiştir. XI. asırda Ayasofya'yı gezen Rus elçileri, kendilerini gökte zannettiklerini söylemişlerdir. XIII. asırdaki Latin istilâsından sonra Ayasofya harab olmaya yüz tutmuştur. Latin istilasının kumandanı ve 1205'de ölen Venedikli Dandolo'nun mezarı da Ayasofya'dadır.

OSMANLI DÖNEMİNDE AYASOFYA CAMİ



Türklerin İstanbul'u kuşattığı sırada, halk, eski ihtişamından eser kalmamış olan Ayasofya'ya sığındı. Dua ederek şehrin manevî koruyucusu Hazret-i Meryem'den bir müjde bekledi. Fakat müjde, Türklerin lehine idi. Sultan Fatih, Ayasofya'yı kılıç hakkı olarak câmiye çevirdi. 1 Haziran 1453'de ilk Cuma namazı kılındı. Bundan sonra Ayasofya Büyük Câmii veya Fetih Câmii diye anıldı. Türklerin câmiye hizmeti, Bizanslıları bile geçti. Şu anda ayakta durması bile Osmanlılar sayesindedir.



Ayasofya hakkında Bizans devrinden beri pek çok dinî hikâye ve efsane anlatılmış; Türkler, kendisinde âdetâ farklı bir kudsiyet görmüştür. Bu bakımdan Ayasofya artık Bizans'tan çok, Osmanlı eseri sayılır. Padişahlar ve devlet adamları, Saray'ın yakınındaki bu câmide sık sık namaz kılardı. Bilhassa padişahın da katıldığı Ramazan ayının 27. Kadir Gecesi'ndeki cemaatle teravih namazı çok ihtişamlıydı. Hazret-i Muhammed'in doğum günü olan Mevlid Kandili'nde okutulan mevlid için de ekseri Ayasofya seçilirdi. Halkın da katıldığı ve herkese tatlı dağıtılan bu merasimler çok ruhaniyetli olurdu.



Osmanlılar, Ayasofya'yı İstanbul'a hâkimiyetlerinin bir sembolü olarak görmüşlerdir. 1918'de İstanbul müttefikler tarafından işgal edildikten sonra, bazı Rumlar, Ayasofya'nın tepesine çan takarak kiliseye çevirmek istemişlerdi. Sultan Vahîdeddin, şahsını korumak için bırakılan 700 kişilik hususî askerleri, Ayasofya etrafında mevzilendirip câmiye çan takmak isteyenlere ateş emrini verdi. Bu da fayda etmezse, binayı havaya uçurmaları için etrafına dinamit döşetti. Bu vesileyle câminin ömrünü bir müddet uzatmaya muvaffak oldu.



HER KÖŞESİNDE BİR ŞİFA



Efsaneye göre, Ayasofya yapılırken, mimarın oğlu, paydostan sonra inşaat aletlerini beklerdi. Bir melek kendisine görünüp; inşaatın bir an evvel bitmesi için paydos yapan işçileri çağırmaya gönderir. O gelene kadar da malzemeleri bekleyeceğini söyler. Mimar Ignatios, bunu öğrenince, oğlunu geri göndermez ve böylece meleğin ebediyyen Ayasofya'da kalmasını temin eder. Ayasofya'nın Türkler tarafından fethinden beş gün evvel güya bu melek kanatlanıp göklere yükselmiş; bu da şehrin himayesiz kaldığı ve düşeceği şeklinde tefsir olunmuştu.

AYASOFYA ONA EMANET



Bina yapılırken gelen meleğin saklandığı yerin, kalın bakır levhalarla kaplı olduğu halde, asırlarca ziyaretçilerin ellerini sürmesi sebebiyle oyulan terler direk olduğuna inanılır. Burası Batı yönünde halkın su sızdığı için "Terler Direk" adını verdiği ve şifalı olduğuna inandığı bir sütundur. Hastalar, buraya ellerini süre süre sütun oyulmuştur. Müslüman inanışına göre, bina yapılırken buraya Hazret-i Hızır parmağını sokarak mabedin kıblesini, Müslümanların kıblesine döndürmek istemiş; birisi bunun farkına varınca da gözden kaybolmuş; mabedin yönü de kıbleden birkaç derece uzak kalmıştır.



XVII. asır Osmanlı tarihçi ve seyyahı Evliya Çelebi, Ayasofya'nın 361 kapısı bulunduğunu, bunlardan 100 tanesinin tılsımlı olduğunu söyler ve bir de herkesçe görünmeyen kapısından bahseder. Mabedin orta ana giriş kapısının üzerindeki sarı sandukanın, Kraliçe Sophia'ya ait olduğu ve dokunulduğunda, zelzele olacağına inanılır. Rumların inanışına göre şehir kuşatma altındayken son âyini idare eden papaz, mihrab duvarına girerek kaybolmuştur; şehir Türklerden geri alınınca buradan çıkıp âyine devam edecektir.



Kıble kapısının kanatlarının, Nuh Peygamber'in gemisinin tahtalarından yapıldığı söylenir. Eskiden tüccarlar, bu kapının önüne gelerek ellerini sürüp dua etmeden seyahate çıkmazdı. Ayasofya'nın güney dehlizlerindeki mermer bir taşın, Hazret-i İsa'nın beşiği olduğuna inanılır. Kadınlar, yeni doğmuş hasta çocuklarını buraya koyarak, Allah'tan şifa umarlardı. Nefes darlığı çekenlerin, Ayasofya'nın içindeki kuyunun suyundan sabah erkenden aç karnına üç kere içerlerse iyileşeceğine inanılır.


AYASOFYA'DAN BÜYÜLEYEN KARELER



Kubbe ortasındaki altın top altında yedi sabah namazı kılıp dua edenlerin, unutkanlıktan kurtulacağı söylenir. Derler ki, Hazret-i Hızır, Ayasofya'ya geldiğinde, bu altın top altında ibadet edermiş. Kırk sabah namazını burada kılanların, Hazret-i Hızır ile karşılaşması umulurmuş. Yine rivayete göre, inşaat sırasında kubbeyi tutturmak mümkün olmamış da; melekler, ervah âleminden Hazret-i Muhammed'in tükrüğünü alıp, harca karıştırınca kubbe tutmuş.



Kaynak: Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
Anahtar Kelimeler:
Ayasofya
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.