Öne Çıkanlar esed Diplomatik son dakika haberleri gündem haberleri korkusuz medya Türk obüsleri seçim şarkısı Paris İstinaf Mahkemesi

Bu haber kez okundu.

Uludağ Ekonomi Zirvesi Başladı (5)

“YEREL BİR MARKANIN ARKASINDA DURARAK GLOBALLEŞMEK ZOR”
Citibank Genel Müdürü Serra Akçaoğlu’nun moderatörlüğünde yürütülen Globalleşen Türk Şirketleri: Yeni arayışlar ve Büyüme Stratejileri konulu oturumda Türkiye’de global unvanı taşıyan firmalar var mı? Hangileri? Hangi firmalar olmalı? Ne tür stratejiler izlenmeli, şirketler nasıl değişiklikler yapmalı? Konuları ele alındı.
Eczacıbaşı Topluluğu CEO’su Erdal Karamercan, globalleşmek için çizilen yolları anlatırken globalleşmenin iddialı bir terim olduğunu kaydetti. Şirket olarak globalleşmeye yaklaşımlarının üç strateji ile olduğunu ifade eden Karamercan, “Biri yurtiçinde ürettiğimi hizmet veya üretenlerin yurtdışında pazarlanması. Globaleşmenin bir sınırı var. Vitra markası 75 ülkede satıyor. Almanya’da pazar lideriyiz.Türkiye ve çevre ülkelerde ağırlığımız büyük. Yapı ürünlerinde yüzde 65’ini sağlıyoruz. Vitra bazı ülkelerde bir numara bazı ülkelerde 3 numara, bazılarında 5 numara ama bu globalleşmeye yeterli mi? Ben yeterli değil diyorum. Çok istisnai durumlar haricinde Türkiye’den çıkan bir markanın global hale gelmesi için çok uzun süre yürümesi gerekli. Bizim ikinci stratejimiz yurtdışında marka veya kuruluş satış almak. O pazarda tanınan bir markayı yanınıza alıyorsunuz dünyaya açılmakta daha sağlam yol alıyorsunuz. Mesela banyo mobilyacılığı konusunda daha iyi olmak için Avrupa’nın en gelişmiş banyo mobilyacısını satın aldık. Böylelikle bütün banyo portföyünü tamamladık. Bizim 16 fabrikamız var. 10 tane yurt dışında, 6’ sı yurtiçinde. Bu lojistikle bölgeye hakim hale geldik. Belki alacağız markalarda var. Yerel bir markanın arkasında durarak globalleşmek zor bunun kısa yolu marka satın almak” dedi. Globalleşen markaya en iyi örneğin Türk Hava yolları olduğunu belirten Karamercan,firma olarak daha yol almaları gerektiğini ifade etti.
“ÜLKE MARKAMIZI YÜKSELTMELİYİZ”
Globalleşmenin üçüncü yolunun teknoloji ve yurdışında tesis kurmak olduğunu söyleyen Karamercan, bu gün sağlık ve nükleer tıp global sulara yelken açtıklarını dile getirdi. Her markanın arkasına orijinini aldığına dikkat çeken Karamercan, “ Ürettiğiniz ürünün Almanya’dan çıkması markanıza katma değer olarak gelir.Türkiye’nin içimizden çıkan bir markaya katkısı düşük bu yüzden marka sahibi daha çok gayret etmeli. Ülke markamızı ne kadar yükseltirsek buradan çıkacak markaların globalleşmesine katkıda bulunuruz” diye konuştu.
“TÜRK İŞADAMI ‘BEN HERŞEYİ YAPARIM’ DİYOR”
Türk Medya Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ethem Sancak da, Türkiye şirketlerinin globalleşmesini nasıl buluyorsunuz? Türk şirketlerindeki eksiklikler neler? Hangi ülkelerde globalleşebileceğimizi ön görüyorsunuz? Sorularını yanıtladı. İlaç dağıtım sektörü ile 1990’lı yıllarda iş dünyasına girdiğini anlatan Sancak’ın 'Fatih Terim, Kızılay, Başbakanımız birer markamız’ sözleri salonda gülüşmeler yol açtı. İktisadi marka açısından baktığında kendisinin ciddi bir hikayesi olmadığını dile getiren Sancak, “90’lı yıllarda iş dünyasına girdim. İlaç dağıtımında sektörün ihtiyaçları var. Kısa sürede pazarda lideri olduk. Fazla dağılıp her konuyu ben bilirim demek istemedik. Bizim insanımızın bir zaafı var. ‘Ben her işi yaparım’ der. Bunu girişimcimiz de diyor. Marka yaratmamızın altındaki yatanda bu. Coca Cola dünya da tanınıyor. Ama sadece bunu yaptı. Bir Türk girişimci olsaydı hepsini yapacaktı. Yemek fabrikası bile yapardı. ‘Ben her şeyi yaparım’ deyip hiçbir şey yapmıyor. Böyle bir psikolojik zaafımız var. Son 300 yılda edinilmiş bir zaaf bu” dedi.
“MISIR BİLE BİZE RANDEVU VERİYORDU”
Kendisinin bu yüzden sadece bildiği işi yaptığını kaydeden Sancak, 2001 yılında yurtdışında da yatırım gerçekleştirmek istediklerinde zorlandıklarını belirtti. Türkiye’nin yurtdışındaki imajının kötü olduğunu söyleyen Sancak, “Enflasyon yüzde 100’dü, gecelik repoların yüzde 7 binde değerlendirildiği zamanlar oldu. Ülke o halde iken dışarıda iş yapmakta zorlanıyorduk. Mısır bile bize randevu veriyordu. Bizde bu işi dünyada en iyi bilenle yapalım dedik. İtalyan- İngiliz ortaklığı ile iyi bir evlilik yaptık. Bir sürü şey öğrettiler. Biz de onlara Doğu ve Asya pazarlarını öğrettik. Bir süre sonra global olmasak bile yarı global marka olduk. Mısır’da, Cezayir’de, Rusya’da 20 bine yakın insan çalıştıran, 5-6 milyar dolar cirosu olan bir organizasyona dönüştük. Ben yakın zamanda bundan bıktım. Doyum noktasına geldik. Ben ortağı olduğum İngiliz şirketini alamazdım bu yüzden ben sattım. Şimdide yeni işler yapıyoruz” diye konuştu.
Türkiye’deki şirketlerin globalleşme süreci ile ilgili değerlendirmede bulunan Sancak, Vehbi Koç’un ‘Ülkem yoksa ben de yokum’ sözünü hatırlatarak şunları söyledi: “Bunu hamasi bir milliyetçilik olarak algıladım. İş dünyasına girdikçe bunu gördüm sizin ülkeniz iyi bir iklim yaratamıyorsa, size global şirket olamazsınız. Kişi başı hasılanız 10 bin doların altında, 2-3 bin dolarda ise global bir şirket çıkmaz bu ülkede. Bu çölde buğday yetiştirmeye benzer. Marka üretmek bağlı bulunduğun toplumu seferberliğine, gelişmişliğe bağlı. Global marka olma olayını burada aramalı. Son 11 yılda istikrar yakaladı ve demokrasiyi yaşamaya başladı.”
“İSTİKRARI BOZMAMALIYIZ”
Gazetecilik ve siyaset yaparken bir darbede işsiz kaldığını anlatan Sancak, “İş dünyasına girdim. Demokrasi ile iş dünyası arasındaki ilişkiyi okumalarımdan sonra gördüm. Fransız burjuvesinin demokrasi ile girişim birlikte ilerletmiş. Bu gün milli gelir 10 bin doların üzerine çıktı. Global marka üretebilir miyiz noktasına geldi. 20 yıl önce 70 cente muhtaçtı Körfez’de savaşa girecektik ama şimdi global markalar yaratmaya başladık. Gelecek 20 yıl içinde geçerli istikrarı korur, demokrasi çıtasını yükseltirsek bunu sağlayabiliriz. Batı uygarlığı elinden kaçırdı. O kuş uçtu. Pasifik ve Asya’ya kayıyor uygarlığın dünyası. Bunun göbeğinde biz varız. Asya’nın en batısı ve Avrupa’nın doğusuyuz. Pire için yorgan yakan hem de matematik bilen insan bizde var. Avrupa’da pire için yorgan yakılmaz. Ama biz yapıyoruz. Bu gelişimi iyi organize edebilir. İstikrarlı olur, ‘ben herşeyi bilirim’ değil iyi bildiği işi yaparsa 20 yılda yüzlerce global markalar çıkartabiliriz ama bu istikrarı bozmamalı, demokrasi bayrağını yükseltmeliyiz” dedi.
“TÜRK BANKACILAR YURTDIŞINA AÇILMALI”
Denizbank Genel Müdürü Hakan Ateş, bir çok sektörle iç içe olduklarını belirterek, Türk insanın biraz kızıp, biraz hesap yapmasına rağmen özünde girişimci olduğunu kaydetti. 2004 yılında halka açılarak başladıkları küresel hikayelerinin büyük başarılar elde ettiğini ifade etti. Türkiye’nin bir çok yabancı ülkenin Vietnam’ı olmasına rağmen Denizbank’ın böyle olmadığını anlatan Ateş, “Krizin büyük olduğu dönemde dünyanın büyük bankaları bize talip oldu. Biz de en hızlı büyüyen banka olduk” dedi.
“YABANCI SERMAYE LOKAL KRİZDE YATIRIMA DEVAM EDİYOR”
Yabancı sermayenin tasarrufu kötü olan gelişmek durumunda olan her ekonomi için zorunlu olduğunu kaydeden Ateş şöyle konuştu:
“Yabancı sermaye gelsin. Sizi küresel piyasalara yakınlaştırıyor. Yabancı markalar lokal krizlerde bile devam edebiliyor. Cari açığı olan ülkeler için doğrudan yatırım ve sermaye getiriyorlar."
Türk bankacılığının da dışarıya bakmak zorunda olduğunu belirten Ateş, “2 bin kilometre uzaklıkta Türk bankacılığı da yerini almalı.Biz bireyseli onlardan çok daha iyi biliyoruz. Çok fazla pazar ve imkan var. Yeter ki bakalım. Finans her zaman küresel sermaye akışlarında merkezi konuma sahip. Bu konumu Türk bankacılığı iyi kullanmalı. Şirketlere yeni pazarları açılarak ekonomimizi lokal olmaktan kurtarabilirler” diye konuştu.
“ÖNCE KENDİ EVİNİZDE BAŞARILI OLMALISINIZ”
Turkcell Genel Müdürü Süreyya Ciliv, tüm yatırımcıların gelirlerini yüzde yüz arttırmak istediğini söyleyerek dünya pazarının sadece binde 5 ve binde 1 arasına odaklanılmamasını, yüzde 100'üne odaklanmak gerektiğini vurguladı. Globalleşmenin müşteri peşinde koşmak demek olduğunu belirten Ciliv şunları söyledi: “Müşterinin önünde bir çok alternatif var. En yüksek faydayı en üstün ürünü sunuyorsanız müşteri ‘benim için en uygun bu’ diyor. Diğer rakiplerden üstün ürün sunabilir miyiz? Sormalıyız. Bunun için muazzam verimlilik, Ar-Ge gerekli. Turkcell’in yurtiçinde 35 milyon müşterisi var. Yurtdışında 37 milyon müşterimiz var. Yüzde 50’sinden fazlası yurt dışında. 9 ülkede faaliyet gösteriyoruz, 9 şirkette sektöründe birinci. Turkcell’in kurucuları 94 yılında Türkiye’deki pazarda müşteri kazandıklarını görünce Azerbaycan’a, Kazakistan, Moldavya, Gürcistan’a gidiyorlar. O pazarda ilk olmanın ayrıcalığı var. Kendi evinizde başarılı olamazsanız dışarıda başarılı olmanız zor. Başka bir dilde sizin avantaj değil dezavantaj olabilir” dedi.
“GİDİLMEMİŞ YERLERE GİDİLMELİ”
İş adamının her gün yeni ürün arayışında olması gerektiğini belirten Ciliv, “Gidilmemiş yerlere yeni ürünlere gitmek gerekli. Analitik yaklaşmalıyız. Oradaki alternatiflere karşı biz fark yaratabilecek miyiz. Sürdürülebilir olabilecek miyiz. Turkcell gidilmemiş yerlere gitti. Bazı pazarlara bizi davet ediyorlar. 6’ncı olarak gitmiyoruz. Sıfırdan başlayıp fark yaratmak mümkün değil. Biz de SMS, ses, Alo’dan bambaşka yerlere taşındık. Telokom grupları arasında Avrupa’dakiler arasında 2012-2013 arasında en hızlı büyüyen telekom kurumu Turkcell oldu. 5 yıl önce yaptığımız, yeni girdiğimiz işler bizim için fark yaratmış. Bu yüzden 5-10 yıl sonrasının dünyasını iyi okumamız o zamanın ürünlerini servislerini iyi hazırlamamız gerekli” diye konuştu.
“TÜRK MÜTEAHHİTLER KORKUSUZ”
Fiba Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüsnü Özyeğin ise, kendisinin de bazen doğru adımlar atmadığını belirterek, bir marka olan Turkcell ile ortaklığı 1993 yılında ‘Finans Bank’ı yeni kurdum’ diyerek reddettiğini anlattı. Özyeğin, “Beni bir çok kişi akıllı bilir. Tuttuğunu koparan, her tutuğu altın olan birisi zanneder. Öyle olmadı” dedi. Uluslararası olmaktan bahseden Özyeğin, Türkiye’nin Türk Hava Yolları, Turkcell gibi global markaları olduğunu söyledi. Türk insanın başarılı örnekler görmek istediğini belirten Özyeğin, Rusya’da yaptıkları banka yatırımları ile yeni Türk yatırımlarının orada yer almaya başladığını anlattı. Türk müteahhitlerinin her yere gittiğini ve harp halinden korkmadığına dikkat çeken Özyeğin, taahhüt sektörünün globalleşme anlamında gelişebilecek sektörlerden birisi olduğunu vurguladı. Grup olarak bünyelerinde 17 bin personel bulunduğunu ve 10 bininin yabancı olduğunu anlattı. Türkiye’de bir işi öğrendikten sonra yurtdışına taşıdıklarını aktaran Özyeğin, Türkiye’de başarılı olurlarsa deplasmanda büyüklere karşı başarılı olabildiklerinin altını çizdi.
“PERAKENDE SEKTÖRÜ CESUR OLMALI”
Türkiye’deki perakende sektörünün de önemli bir potansiyelli bulunduğuna dikkat çeken Özyeğin şunları söyledi: “Perakende tekstili de körükleyecek bir sektör. Yurtdışına bu şirketlerin daha hızlı açılması gerekli. Burada zaman kaybediyoruz. Perakende şirketleri daha cesur olur kaynaklarını iyi kullanıp halka açılırsa 10 yıl içinde 10-15 milyar dolar ciroya ulaşırlar. Amerikan, İngiliz şirketlerinden daha iyi biliyorlar. Daha da başarılı olacaklar.”
Yurtdışına bankaların açılmasına katılmadığını söyleyen Özyeğin, Türkiye’nin etrafındaki ülkelerin ekonomik durumları banka alacak durumda olmadığını belirtti.

SÇ(FK/AAA) (FOTOĞRAFLI)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.